Odağın İktidarı Ekseninde Bir Düşünüş

İktidar meselesine sığ bir düşünce ile yaklaşmamak gerekir. Öyle ki iktidar, her şeyin süreklilik arz ederek devam eden yapısında, gücünde ve hiyerarşisinde kullanılabilen bir terimdir. Bir kişinin iktidarı, bir gücün iktidarı, fikrin, hareketin veya bireyin kendi üzerindeki iktidarı gibi birçok konuda bulunabilen iktidar, ona odaklanıldığı vakit daha farklı bir seviyeye gelir. Ta ki odağın kendinin de bir iktidarı olduğunu anlayana değin… Bu fark edişte, odağın iktidarının aslında insanın görmesini engelleyen veya göreceği şeyi işaret eden güç olduğu anlaşılır. Peki öyleyse, bakmak, görmek ve odağın iktidarında görmek neden birbirlerinden farklılık arz ederler? İktidarın odağı da odağın iktidarının içinde bulunamaz mı? Bu iki koldan ayrı ayrı doğan soruların tek bir merkezde birleşmesi, bu birleşimin anlaşılması için biraz ‘odaklanmak’ gerekir.

İktidar, her ne alanda olursa olsun, odağı kendi çevresinde tutmaya ve yönetmeye eğilimlidir. Bir şeye odaklanıldığı vakit çevresi görünmez olur ve iktidar da tam olarak bunu ister. Bir öğretmenin iktidarı dahi buna katılabilir. Odağın iktidarında ise bir tür tersyüz edilmiş iktidarın odağı görülebilir. Öyle ki odak iktidarı ele aldığı vakit, odaklandığı şeyin içine çekilen özne, ondan kopamaz hâle gelir. O zaman bir soru daha doğar: Odaklanılan şeyi biz mi seçiyoruz yoksa gösterilenler arasından bize uygununa mı odaklanıyoruz? Elbette ki bu soru, çok su götürür…

İktidar her şeyi görünür kılmaz. Bakmak işte tam da bu noktada herkese sağlanan bir olanak durumuna gelir çünkü iktidar baktırır fakat her şeyi görünürlük seviyesine getirmez. Görmek ise bakılan nokta üzerinde hüküm sahibi olmayla eş değerdir. İktidar kavramı, bir şeyleri görünür kılarken, neyin odağında olunup olunmayacağını tayin etmek istencindedir. Bu yüzden görmek denilen şey, aslında iktidarın odağında, odağın iktidarına kapılmak olarak düşünülebilir. Modern dünyada bu durum haberlerden, sosyal medyadan ve hatta şehirleşme durumundan dahi anlamak mümkündür. Odağın iktidarı, sadece görme hâli değil, öteki olarak addedilen şeyleri odağın dışında bırakmak olarak da düşünülebilir. İnsan kendi odağını tayin ettiğini düşündüğü ve özgür iradesiyle seçimini yapıp odaklandığını sandığı anlarda ya iktidarın odağının girdabına ya da odağın iktidarının kıskacına kapılır. Peki bu noktada insan, kendi odağını nereye çevirir? Yahut şöyle ifade etmek daha yerinde olabilir: Odaklandığı eğer kendiyse, kendine odaklanmasını sağlayan unsurlar odağın iktidarı değil midir?

Gözetlenen insan zaman içinde kendi gözetmeni haline gelir. Bu durum korkunç bir güç budalalığına neden olabilir. Öyle ki modern dünyada kameralar, algoritma, telefon, sosyal çevre ve medya insanın kendinin odağını aslında sahte bir odaklanamaya kaydırır. Modern insan da yalnızca başkalarına odaklanmakla kalmaz, o unsurlar üzerinden kendi odağını tayin eder ve belki farkında dahi olmadan odağın iktidarına girer. Başkalarının odağında olduğunu bilerek kendine odaklanmak ne kadar kendi içine ışık tutmak sayılabilir ki. 

Odak yalnızca gözün yönünü eğil, onun dışında kalan alanları yani odak dışı kalan dünyayı da tayin eder. Her odak aynı zamanda bir öteki tayin etme işlevidir. Ben ve ben olmayan ayrımı odağın ben’e yönelmesi ile mümkün kılınır. Belki de odaklanmak sanıldığı kadar masum bir eylem değildir. Başka bir deyişle masum olmayan belki de odağın iktidarında sürüklenmektir…

İnsan gözünü bir noktaya çevirdiğinde yalnızca orayı büyütmez, aynı zamanda etrafında kalan sessizliği de çoğaltır. Bir yüzü seçtiğinde başka yüzler silikleşir, bir düşünceyi benimsediğinde başka ihtimaller kapının dışında kalır ve insan, baktığı şeyin etrafına görünmez sınırlar örmeye başlar. Odağın kendisi böylece yalnızca bir bakış biçimi değil, dünyayı parçalar hâlinde algılamanın da bir biçimine dönüşür. Belki de insanın iktidarla kurduğu en gizli ilişki, tam da kendi bakışının sınırlarını kendisinin çizdiğine inandığı yerde başlar. Yahut kendi öyle sanır…

Bu noktada özgür irade ile odak arasındaki ilişki de yeniden düşünülmelidir. İnsan çoğu zaman neye bakacağını, neyi seveceğini, neyi önemseyeceğini kendisinin belirlediğini düşünür fakat bakışın yönünü belirleyen görünmez eller varsa, seçimin özgürlüğü de sessizce tartışmaya açılır. Çünkü insanın odağına giren her şey, biraz da ona ulaştırılan, önüne konulan ve tekrar tekrar gösterilen şeylerin arasından süzülür. İşte bu da iktidarın odağını gözler önüne serer. Böylece odak, insanın dünyaya açılan penceresi olmaktan çıkarak dünyanın insana açtığı pencerelerden birine dönüşebilir. İnsan kendisini özgürce bakıyor sanırken, belki de yalnızca kendisi için hazırlanmış bir manzaranın içinde gözlerini gezdiriyordur….

O hâlde mesele yalnızca neye odaklandığımız değil, odağımızın dışında bıraktıklarımızı ne ölçüde fark edebildiğimizdir. Çünkü insan, bazen baktığı şeyden çok bakmadığı şeylerle tanımlar kendisini. Görmediği her şey, kendi sınırlarının sessiz bir haritasını çıkarır. İktidarın en güçlü hâli belki de kendisini göstermediği, yalnızca bakışın yönünü değiştirdiği andır. Kişi artık kimin yönlendirdiğini düşünmeden kendi gözlerinin peşinden gider. Oysa gerçek bir bakış, yalnızca merkeze yerleşmek değil, merkezin dışında bırakılanı da görebilecek kadar geri çekilebilmektir.. Belki de odağın iktidarından çıkmanın ilk şartı, gözümüzün değmediği yerlere bakmayı öğrenmek ve kendi bakışımızın bile bize neyi unutturduğunu sormaktır. Gerçi bu sefer de insan, odağın merkezinde olmak istemez mi…

 

  1. Aysima Özçelik avatarı
    Aysima Özçelik

    Her zamanki gibi nefis bir okuma deneyimi… Kaleminize sağlık. ✨✨

Bir yorum yazın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

İlhami KOÇ avatarı
Sıradaki ne olsun? Rastgele bir yazı getir.
🖼️ GÜNLÜK SANAT BULMACASI
Hamle: 0 00:00
Sanat eseri hazırlanıyor...
🎨
Tablo Tamamlandı!
Parçaya basılı tut, boş kareye sürükle ve bırak.
MOD
MOD