Bir gece vaktiydi. Küçük ormanın kalbi büyük sakinleri köşelerine çekilmiş uyuklamayı tercih ederken Tavşan Tüylü ve Sincap Çiko, her zamanki yerlerinde buluşmuş ve günlerinin nasıl geçtiği hakkında derin bir sohbete dalmışlardı. ‘Bugün annem fazla marul yediğim için epey azarladı beni.’ Diye homurdandı Tavşan Tüylü ve kollarını başının altına yerleştirip çimlere uzandı. ‘Fazla yiyip mideni şişirme, rahatsız olma diyedir,’ dedi Sincap Çiko, Tüylü’yü taklit edercesine çimlere uzanırken. ‘Anneler, çocuklarının kötülüğünü düşünmez.’ Çiko’nun sözlerine Tüylü de hak veriyordu aslında. Sadece biraz daha fazla marul yemekten kendini hiçbir zaman alıkoyamıyordu işte. Marul, en sevdiği şeydi bu hayatta! Tabii ailesinden ve dostlarından sonra… ‘Yıldızlara bak Çiko!’ uzun bir sessizlikten sonra bağırırcasına seslendi Tüylü. ‘Ne kadar da güzeller…’ Çiko gülümsedi. ‘Her zamanki gibi.’ Gerçekten de her zamanki gibiydi. Çiko ve Tüylü neredeyse her gece aynı yerde, aynı şekilde uzanıp gökyüzündeki yıldızları izlemeye bayılırlardı. İki dostun en sevdikleri oyundu bu. Günlerinin nasıl geçtiğini konuşur, saatlerce yıldızları izlerlerdi ve öylece uyuyakalırlardı. Küçük orman, onların yuvasıydı. Daha güvenilir ve sevgi dolu bir yer yoktu onlar için. İki arkadaş yıldızları seyredalıp gitmişken daha önce hiç karşılaşmadıkları bir şey oldu. Tavşan Tüylü hızla ayağa kalkıp telaşla sordu: ‘Benim gördüğümü sen de gördün mü?’ Çiko endişelenmişti. O da ayağa kalkıp Tüylü’ye şaşkın bakışlarla baktı. ‘Bir yıldız kaydı.’ Söylediğine kendi bile inanamıyordu. Yıldız nasıl kayardı ki? Neden kayadır? Nereye giderdi? Dünyaya mı inmişti acaba? Neden terk etmişti diğer yıldız arkadaşlarını? Tavşan Tüylü aklına gelen fikirle gözleri parıldayarak ‘Bence yıldıza ne olduğunu en iyi Baykuş Bambi bilir,’ dedi. ‘Tüm gece ayakta sonuçta. Eminim ki daha önce böyle bir olayla karşılaşmıştır.’ Tüylü’nün söyledikleri Çiko’ya da mantıklı gelmişti. Aceleyle Baykuş Bambi’nin yanına koşmaya başladılar. Sonunda Bambi bir ağacın dalında asılı bir şekilde dururken göründü. Tüylü koştuğu için nefes nefeseydi ama hiç beklemek istemiyordu. ‘Bambi, bambi!’ Bambi ani sesi duyunca korkuyla gözlerini açıp etrafına bakındı. Tüylü ve Çiko’yu gördüğünde rahatlamıştı. ‘Korkuttunuz beni çocuklar.’ Dedi Bambi. ‘Ne oldu? Neden nefes nefesesiniz siz bakayım?’ ‘Bir yıldız kaydı Bambi,’ dedi Çiko. ‘Nereye gitmiş olabilir sence? Küstü mü bize acaba?Sadece öyle uzanıp izliyorduk.’ Bambi duyduğu soru karşısında ne cevap vereceğini bilmiyordu. Açıkçası düşünmek bile istemiyordu çünkü çok yorgun hissediyordu. ‘Belki de sürekli onu izlemenizden utanmıştır ve başka bir gökyüzüne gitmeye karar vermiştir.’ Dedi Bambi yeniden dala asılırken. Tavşan Tüylü hmm diye bir ses çıkardı. Aldığı cevaptan mutlu olmamıştı. Hem başka bir gökyüzü nasıl olabilirdi ki? Tek bir gökyüzü vardı, bunu biliyordu, Bambi’nin doğru cevap vermediğine emin olarak Çiko’yu da alıp Tilki Kurnaz’ın yanına gittiler. Belki de o cevabı bilebilir diye düşünüyordu Tüylü. Aynı soruyu bu kez ona sordular. ‘Yıldızlar neden kayar?’ Kurnaz uykuluydu. Gözleri kapanıp açılırken esnemeye de devam ediyordu. ‘Bilmem.’ Dedi.
‘Belki de uçmayı denemek istemiştir.’ Çiko ve Tüylü bu cevabın üzerine düşünceli gözlerle Kurnaz’a baktıklarında kurnaz uyuklamaya başlayacak gibiydi. ‘Ama siz yine de Süslü Sansar’a sorabilirsiniz, gökyüzüne meraklıdır.’ Kurnaz böyle söyleyince iki arkadaş hızla Süslü’nün yanına ulaştılar. Yine sordular. ‘Yıldızlar neden kayar?’ Süslü soru karşısında afalladı. Ama bilgisiz görünmek istemiyordu. Arkadaşları onun her şeyi bildiğini, zeki bir Sansar olduğunu düşünmeliydi. ‘Çünkü gökyüzü bir kaydırak! Yıldızlar da oyun oynamak istemiş olabilirler.’ Çiko ve Tüylü bu cevaptan sonra Süslü’ye teşekkür edip yanından ayrıldılar. Aldıkları hiçbir cevap onları tatmin etmemişti. Boyunlarını büküp, sabah yeniden görüşmek için sözleşerek yuvalarına gitmek üzere ayrıldılar. O gece ikisi de aynı sorunun cevabını merak ederek uyumuşlardı.
Sabah neşeli kahkaha sesleriyle gözünü açan Tüylü, neler olduğunu tahmin edebiliyordu. Yine insanlar pikniğe gelmiş olmalılar, diye düşünerek yattığı yerden doğruldu. Annesi ve babası ortalıkta yoktu, belki de kahvaltı için yiyecek arayışına çıkmışlardı. Tüylü de yuvadan çıkıp insanları seyretmek istiyordu. Tam kendine gizlenecek güzel ve büyük bir ağaç bulduğunda Çiko’yu fark etti. O da o ağacın orada gizlenmiş, insanları seyrediyordu. ‘Günaydın Çiko.’ Dedi Tüylü gülümseyerek. Çiko da ona gülümsedi. ‘Günaydın Tüylü. Baksana insanlar gelmiş. Bu sefer küçük çocuklar da var. Gizlice onları dinliyorum. Bizim gibiler, yakın dostlar.’ Çiko söylediklerini bitirince pikniğe gelen iki çocuğun konuşmalarını dinlemeye koyuldular. Aslında her şey normaldi. İki çocuk tıpkı Çiko ve Tüylü gibi sohbetler ediyor, oyunlar oynuyorlardı. Ama sonra, çocuklardan biri diğerine ‘Dün bir yıldız kaydı, gördün mü?’ diye sorunca Çiko ve Tüylü’nün gözleri kocaman açıldı ve merakla onları dinlemeye başladılar. ‘Evet!’ dedi diğer çocuk neşeyle. ‘Hemen dileğimi tuttum, o anı kaçıramazdım!’ Nasıl yani? Diye düşündü Tüylü ve Çiko. İki dostun da aklında gezinen cümleler aynıydı. Demek yıldızlar, insanlar dilek tutabilsin diye kayıyorlar… Sonunda sorunun cevabını bulmuşlardı! Peki bu hayvanlar için de geçerli olabilir miydi? Onlar da dilek tutsa, kabul olabilir miydi? Çiko ve Tüylü birbirlerine bakıp gülümsediler ve bir sonraki yıldız kaydığında dilek tutmak için sözleştiler.


Bir yorum yazın.