“Bize ne yapacaklar şimdi…” Hamster tedirgindi. Başına gelebilecekleri düşündükçe daha da geriliyor, tırnaklarını yiyordu. Kuş “Ne mi yapacaklar? Tabii ki deneyleri için kurban edecekler bizi. Evet evet, hiç şaşırma. Gerçek bu. Her yerimizi açıp inceleyecekler. Sahiplerimiz bizden vazgeçti, seni bırakırken nasıl da hüzünlüydü yüzü hatırlamıyor musun? O kaskatı kalbi cana geldi bir anlığına da değerini bildi ama geç kalmıştı artık.” Hamsterın kaygısı daha da artmıştı. Köpek lafa girdi, kuşa “Ne deneyi! Ne kurbanı! Öyle bir şey yok.” Hamstera “Bir sorun yok, dert etme. Sadece abartıyor o kadar. Ben buraya birçok kez geldim, her seferinde de iyileştim. Beni tedavi eden beyaz önlüklülere hep inandım ve güvendim. O yüzden sen de bana güven. Başına bir şey gelmeyecek. Onlar işlerini bilirler.” Hamster sakinledi, nefes alışverişi dengelenmişti. Kuş ise Köpeğin sözlerine karşılık verdi ve tartışmaya başladılar. Hamsterın kafası karıştı. Önce birine sonra diğerine odaklanıyor, neye inanacağını bilemiyordu. İçinde durmadan bağıran bir ses vardı ona “Bitti Artık! Yolun sonu!” kafasında yankılanıyordu.
Bir oyuncak, yukarıdan düştü. Hemen Hamsterın yanına. İstemsizce eline aldı, hâlâ sayıklıyordu “Bir şey olmayacak mı yani? Hepsi bir kandırmaca mı? Değil mi? Ne? En başından beri mi… Bana ne yapacaklar… Ne yapacaklar…” “Geri atacak mısın? Bekliyorum burada. Aldın ve öylece kalakaldın.” Kedi oyun oynarken oyuncağını düşürmüştü. Aşağıya bakınca gözü ikiliye kaydı. Kuş ile Köpek hâlen tartışmalarını sürdürüyor, amansızca fikirlerini savunuyorlardı. Kuş dâhiyane komplo teorilerini bilimsel dayanaklarla açıklıyor, Köpekse beyaz önlüklülere güvenmenin gerekliliğini deneyimleriyle temellendiriyordu.
Kedi neyi bu kadar hararetli konuştuklarını merak etti. Aşağıya, yanlarına inecekti. Gitmişken topunu da alacak, bir taşla iki kuş vurmuş olacaktı. Yerinden zıpladı ve tam ortalarına geldi “Neyi tartışıyorsunuz böyle heyecanla?” sakin ve ilgiliydi. Kuş kendinden emin, karşılık verdi “Bize ne yapacaklarını. Bu sadık köpecik düşmanlarımıza her koşulda güvenmemiz gerektiğini, onların bizim iyiliğimizi düşündüğünü; dolayısıyla koşulsuz bir teslimiyet göstermemiz gerektiğini söylüyor. Saçmalıyor anlayacağın.” Köpek atıldı “Asıl senin laflarına ne demeli! Tüm beyaz önlüklülerin ayrı bir tarikata çalıştığını, bu yüzden hepimizin farklı türden olduğunu, üzerimizde deney yapacaklarını ve bizim gibi bir sürü daha kurban olduğunu söylüyorsun!” Kediyi bırakıp tartışmaya devam ettiler. Kedi “Biz buraya önlem amaçlı aşı vurulmaya getirilmedik mi? Hepimiz sağlıklıyız ve sahiplerimiz var. Başka ne gibi bir sebep olabilir ki?” onu dinlemiyorlardı. Zaten dinlesinler diye de söylememişti, kendiyle konuşuyordu “Tamam. Ne isterseniz onu yapın.” dedi umursamaz bir tavırla. “Ben topumla mutluyum.” Hamsterın elinden topu nazikçe aldı ve yukarıya yerine geçti. Hareketleri rahattı.
Hamster delirmiş gibi bir oraya bir buraya yürüyor, gözlerinin feri gitmişti. Kuş, sözünü söylemek; Köpek, sözünü dinletmek için çabalıyordu. İkisi de abartıyor, kavgaya doğru ilerliyorlardı.
“Durun evlatlarım!” yukarıdan, kafesin içinden bir ses yükseldi. Elinde asası, kafasında şapkasıyla bu bir tavşandı. Yaşlı bir tavşan. Kimse oralı olmadı, onu görmüşler ama dikkate almamışlardı. Tavşan sinirlendi, nasıl yaparlardı böyle bir şeyi! Hem de ona karşı. Elindeki asayla yakınındaki bir düğmeye uzandı, ışıklar aniden kapandı. Düğmeye tekrar bastı, geri açıldı “Şimdi beni dinleyecek misiniz?” Kedi dahil herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştı, tüm gözler onun üzerindeydi. “Sakın tartışmayın! Kavga içinizdeki karanlığı açığa çıkarır ve geri dönülemez bir yola götürür sizi. Kötülüğün yoluna…” konuşurken sesinin rengi değişiyor, güçlü bir hâkimiyet kurduğunu hissediyordu üzerlerinde.
O esnada yan odadaki veterinerlerden biri “Şu ışıklar yine gidip geliyor.” bir diğeri “Görünüşe göre tamir için yeni birini aramamız gerekecek.” bir diğeri “Son zamanlarda iyice sıklaştı” dedi. İlaç hazırlıyorlardı.
Kedinin ağzında tuttuğu top tekrar aşağıya, bu sefer Kuşun kanadının üstüne düştü. Tepesi attı, bağırmaya ve bunun için Köpeği suçlamaya başladı “Sen de mi beyaz önlüklülerin tarafındaydın? Başından beri demek… Hiç mi utanman yok!” “Ne tarafı? Ne diyorsun! Asıl sen onları kötülemek için elinden geleni yapıyorsun.” tartışmaya devam ettiler. Hamster iki elini kavuşturmuş, yüzünü yukarıya çevirmiş, gözlerini Tavşana dikmiş izliyordu. Ağzından çıkan her söz kendisi için bir lütuftu. Sonunda yatışmış, hiç olmadığı kadar huzurluydu.
Kedi içinden Tavşan için “Yine mi sen…” dedi. “Sıkılmadın mı bu palavralardan? Cidden.” oyuncağını ağzına aldı ve oradan ayrılıp Tavşanın sesinin en az duyulacağına inandığı köşeye çekildi. “Size kolay gelsin.” dedi, onu duyan olmamıştı.
Tavşan Hamstera seslendi “Ey benim yürekli kardeşim! Yoldaşlarının da bizim gibi aydınlanmasını istiyor musun?” Hamster heyecanlandı, telaşlanıp kendi bacağına takıldı ve dengesini kaybedip yüzüstü yere düştü. Köpek tartışmayı bırakıp hemen onun yanına gitti. Kalkmasına yardımcı olmak için burnunu kullandı. Hamsterın ayağı burkulmuştu, küçük de bir sıyrık vardı ama iyi gibiydi. En azından öyle davranıyordu.
Tavşan seslendi “İşte! Size haber verdiğim şey sonunda oldu. Aşırıya kaçtınız ve can dostunuzun yaralanmasına yol açtınız. Başınıza daha ne gibi feci musibetler gelebileceğini tahayyül dahi edemiyorum. Ama sakın korkmayın! Bana yeterince inanırsanız nasıl da kutlu ve mutlu olacağınızı kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Her şey iyiliğiniz ve göreceğiniz güzel günler için. Şimdi, eğer isterseniz. Bağışlanmanız için aracı olabilirim.” asasını göğe doğru kaldırmış, gözleri kapalı, sol eli göğsünde, yüzü aşağıya bakar bir şekilde sabit duruyordu. Görkemli bir heykel gibiydi adeta. En azından o böyle hissediyordu.
Kuş “Öyle diyorsan öyledir. Sana inanıyorum ve kabul ediyorum.” Köpek ile göz göze geldi. Köpek Kuşa bakışıyla “Ne yapmaya çalışıyorsun?” tarzında bir soru sordu. Kuş da ona kanatlarını kullanarak “Bizim dikkatimizi çekip savunmasız bırakmayı planlıyor. Böylece üzerimizde deneylerini yapabilecekler.” demeye çalıştı, biraz uzun ve ayrıntılı bir mesajdı. Bu yüzden Köpeğin gördüğü şey sadece kanatlarıyla absürt hareketler yapan bir kuştu.
Kuş bir şeyler anlatmaya devam ederken Köpek onu dinlemeyi çoktan bırakmıştı, Tavşana döndü “Tam olarak ne vaat ediyorsun ve bizden ne istiyorsun?” “Ben mi? İstediğim bir şey yok. Sadece sizin kurtuluşunuzu arzuluyorum.” “Neyden kurtulmamızı?” “Yoldan çıkmışlardan söz ediyorum, tıpkı sizin tartıştığınız gibi. Ne kadar da korkunçlar! Ancak sanıyorum ki siz farklı bir ifade kullanıyorsunuz. Beyaz önlüklüler, değil mi?” “Bir dakika, o zaman…” Köpek kızmıştı, doğru olduğuna inandığı şeyin önce Kuş sonra Kedi son olarak da Tavşan tarafından kabullenilmemesi… Neden kimse onu ciddiye almıyordu? Neden sözlerine değer vermiyorlardı? Oysa onu dinlemek için sıraya girmeleri gerekirdi… Tam umudumu kaybedecekken aklına Hamster geldi. Kendisini dinlemişti o, tekrar dinlerdi ve anlardı onu.
Hemen yanındaydı, kulağına dokundu “Nasılsın küçük dostum? Bu Tavşan oldukça yanıltıcı değil mi?” Hamster ona sanki daha önce hiç konuşmamışlar gibi bir ifadeyle baktı, birkaç adım geri çekilip Tavşana seslendi “Efendim! Beni her daim koruyacağınıza olan inancımla bütünüm. Ancak yanımda gördüğünüz bu zat beni sizden alıkoymak gibi düşüncelere sahip. Sizden dileğim onun kandırmacalarından beni korumanız.” Tavşan yukarıda, güvenli kafesinin içinden cevap verdi “Sorun yok evladım. Her zaman seni yolundan etmeye çalışanlar olacaktır. Onlara inanma ve yürümeye devam et.” Hamster teşekkür mahiyetinde başını eğdi ve ona selam verdi.
Köpek şaşkındı ama bu onu durduracak değildi ya. Başka türlüsü olamazdı. O Köpekti, dinlenirdi. Konuştu “Hamster, sakın onu dinleme. Seni etkisi altına almaya çalışıyor ve seni senin olmayan düşünceleri kabul edecek hâle getiriyor.” “Senin yaptığın gibi mi?” Kedi geri gelmişti. Köpek “Ne demek istiyorsun?” “Bence sen gayet de biliyorsun. Rahat bırak da neyi isterse onu seçsin. Sonuçta o ne yaptığını bilmese de bu ona huzur veriyor ve bu yüzden yaptığını sürdürüyor. Aynı şekilde sen de bu yüzden onu iknaya çabalıyorsun. Öyle değil mi?”
Kuş bir çığlık attı, güçlü bir çığlık. Biraz da delice “Hahaha! Tüy yumağı doğru söylüyor. Onu rahat bırak ki kendisine karşı nasıl planlar kurduklarını görebilsin.”

Veterinerler odaya girmeye başladı, her biri bir hayvanı muayene etmek için alacaktı. Ağır adımlarla geliyorlardı.
Hamster “Hayır! Efendim, yardım edin! Beni alacaklar.” Tavşan “Bir şey olmayacak evladım, bana güven ve inancını koru. En sonunda aydınlığa ereceksin.” Köpek “Aydınlık için önce karanlığı görmek gerek. Onu dinleme. Biraz acıtacak ama hepsi iyiliğin için. Unutma, bak. Ben de seninle buradayım. Sana gelecek olan bana da gelecek.” Köpek başını kendisini birazdan alacak olana döndü, yüzünde saf bir teslimiyetin ifadesi vardı. Gözünden onurlu bir damla yaş düştü. Hamster kaçınılmaz sondan hemen önce, umutsuzca ve son kez başını kaldırıp Tavşana baktı. O an, ilk kez yüzündeki kayıtsızlığı görmüştü. Güvenli kafesinde rahat, kaygısızdı. Kendini tuttu ağlamamak için. Korkudan titrese de, Köpek kadar cesur olmadığını bilse de; onun gibi dik durmaya çalıştı. Burkulan ayağı sızlıyordu. Yine de devam etti, hak ettiğini düşündüğü kaderini bekleyerek.
İkisi de sessizdi. Kedi “Bu şekilde sonlandığını görmek beni etkilemedi değil. Kim bilirdi tasmanın çıkacağını? Kim bilirdi körün göreceğini?” Kuş veterinerlere “Sonunda karşılaştık demek. Gelin bakalım! Sonuna kadar direneceğim! Deneyinizin bir parçası olmayacağım!”
Hamster, Köpek, Kedi, Kuş. Her biri teker teker götürülüyorlardı. Tavşan arkalarından “Yoldaşlarım, sizi iyi bileceğim ve iyiliğiniz için elimden geleni yapacağım. Ayrılsak da bu bir son değil! Daha sonrasında beni tekrar göreceksiniz.” iki elini de bir sağa bir sola hızla sallıyordu “İyi olacaksınız, sakın üzülmeyin!” hıçkırarak ağlıyor, sesini duyurmak için bağırıyor, kafasını kafese vuruyordu.
Veterinerlerden biri “Yine huysuzlandı.” bir diğeri “Evet, ilaçlarını vereceğim birazdan. O zaman sakinler.” bir diğeri “Son zamanlarda iyice sıklaştı.” dedi. Muayene alanına geçtiler.
Tavşan koca odada tek başına kalmıştı. Şapkasını sağ eline aldı, diğer eliyle de kafasını kaşıdı. Tam alnının üstünde döküntü başlamıştı. Asası elinde, kafesin ortasında oturuyordu. Etrafı gözledi biraz. Az önce onların bulunduğu yere baktı; başını çevirdi, saate baktı. Alışkanlık edinmişti bunu. Sadece bekliyordu hiçbir şey yapmadan, rahatsız edici derecede yalındı sakinliği. Yüzünde anlaşılması zor bir ifade vardı. Üzgün müydü? Hayır. Keyfi yerinde miydi? Belki biraz ama öyleyse de belli değildi. Sanki zaman onun için durmuştu. Bir şey onun için buna sebepti. Öyle bir şeydi ki bu eksikliği onu harekete geçiren şeydi ya da yönlendiren mi demeliydi?
Veterinerler operasyonlarını başarıyla gerçekleştirmiş, uğurlamak için geliyorlardı hayvanları ve sahiplerini.
Tavşan gelenleri izliyordu. Önce Köpek geldi, ona seslendi “Sağlamsın şükürler olsun! Teşekkür etme evladım, mahal yok. Her şey senin içindi. Benim içinse çektiğiniz acılara karşı senin mutmain olman tek teselliydi. Umarım birlikteliğimiz daim olur ve karşımıza çıkan zorluklarla yine omuz omuza baş ederiz! İyi ve güzel ol evladım! Ayağını kaydıracak olanlara karşı da tetikte ol.” Köpek “Kendini daha fazla yorma boşuna. Yatıştırma çaban benden daha kuvvetliydi, hakkın var. Yine de bir o kadar da pamuk ipliğiydi.” dedi ve gitti.
Kuş geldi, Tavşan ona seslendi ve aynı şeyleri söyledi, sekmeden. Kuş onu dinlemedi, kendiyle konuşuyordu “Beklediğimden farklıydı. Sanırım Köpek haklıydı ancak sadece acemi şansı. Çip takmışlar mıdır acaba? Bir süre kendimde değildim. Gayet mümkün, evet.” kendisini taşıyan veterinere “Beni bulamayacaksınız! Taktığınız çipi bilmiyorum sanıyorsunuz değil mi? Daha çok uyursunuz siz böyle…” konuşmaya devam ediyordu. O da gitti.
Hamster geldi, Tavşan ona seslendi ve aynı şeyleri söyledi yine. Hamster sakindi, gözleri yavaş yavaş açılıp kapanıyor ama kendindeydi. Bir ses duyuyordu yukarıdan gelen; başını çevirdi ve ona baktı, sözlerini dinledi. Saçmalık dedi içinden, büyük bir saçmalık. Sessiz kaldı, yol boyunca da duruşunu sürdürdü. O da gitti.
Kedi geldi, Tavşan ona seslendi ve aynı şeyleri söyledi yine. Kedi veterinerin kucağından atladı ve bir oraya bir buraya zıplayarak yanına kadar vardı. Gergin bir iple tavana asılmış kafesin üstündeydi, korkunç bir enerji yayıyordu etrafına. Tavşan kafesin kenarına kadar gerilemiş, kendini korumak için sırt üstü yatmış, asasını uzatıyordu. Kedi “Asla akıllanmayacaksın değil mi? Hep aynı şeyi yapmaya devam edeceksin.” asayı tutan eline baktı, titriyordu. Kedi duraksadı “Gerçi benimki de soru mu sanki. Başka ne yapabilirsin ki? Olduğun kişi olmak zorundasın. Sana kendin olduğun için kızamam herhalde, değil mi?” Tavşan nefes nefese “Evet evet! Bu çok anlamsız olurdu. Çok güzel düşündün.” asasını indirmiş, başını eğmişti. Kedi kafesin tepesine tırnağının ucuyla hafifçe dokundu, tehditkârdı. Tavşanın şapkası yere düşmüş, keli belli oluyordu. “Ne yaparsan yap.” dedi “Sana engel olmayacağım.” durdu, kafesi tutup salladı “Ama şunu unutma. İyiliği başkasına, kötülüğü kendine et. Ancak böyle arınabilirsin kendinden ve telafi edebilirsin yaptıklarını. Ve yine ancak böyle yaparsan yaşamana izin verebilirim.” Veterinerler kediyi aldılar, sakinleşmesi için onu güzelce sevdiler ve o da gitti.
Tavşan rahatlamıştı. Olduğu yere oturdu, alnını sildi. Ne demek istemişti Kedi ona? Neden bu kadar kızmıştı? Anlamıyordu. Kendisinden istediği şey neydi peki? “Başkasının iyiliği ve kendisinin kötülüğü.” zaten yaptığı bu değil miydi? Yoldaşlarının kurtuluşu için kendi benliğini bir kenara koyuyordu her seferinde. Kedi için de yapmıştı bunu. Anlamıyordu. Yanlış olan şey neydi?
Tavşan o gün, ilk defa kendinde bir yanlış aramış ancak bir şey bulamamıştı. Her şey için belirlenmiş bir zaman vardı. Bazı şeylerin vakti geçeli çok olmuştu. Değiştirmek mümkün değildi.
Kapı açıldı, içeriye sahiplerinin kucağında dört hamster geldi. Tavşan onlara baktı. Korkmuşlardı. Çaresizce nereye geldiklerini anlamaya çalışıyorlar, yatışmak ve iyi hissetmek istiyorlardı. Tavşan onları bu hâlde görmeye dayanamıyordu. Sesi kısık ve yorgundu ancak yardım etmek istiyordu onlara. Ayağa kalktı, eğilip yerdeki şapkasını alıp başına taktı, asasını baston olarak kullanıyordu. Zorlanıyordu ama buna değerdi. Kedi ne demişti, kendine kötü diğerlerine iyi ol. Aşağıya baktı, onlara seslendi. “Evlatlarım!”

Enes YAYLA
Teknoloji ile okul öncesi eğitimini harmanlayarak çocukların öğrenme süreçlerini tiyatro, drama ve dijital araçlarla çeşitlendiren disiplinler arası bir eğitimci ve hikâye anlatıcısı.

Bir yorum yazın.