2001, Rize

 

23 Şubat

Eskiden “Deli Mustafa” derlerdi, şimdi “Dilsiz Deli Mustafa” diyorlar. Anlatsam da anlamayacaklar ama ben taşıyamıyorum. Asiye’me yazdığım mektuplar dışında almazdım elime defteri kalemi ama gerçekten delirişimin arifesindeyim. Günlerimi yazarım kafam dağılır diyordum ancak beyhude çünkü hepsi birbirinin aynısı. Sabah sayımı, öğle yemeği, avlu saatleri… Bu amalar getirdi beni buraya.

“Biz de seni adam bilirdik, örnek gösterirdik çocuklarımıza.” diyorlar. Bambaşka bir lisan konuşuyormuşum gibi bakıyorlar suratıma. Gerçi tüm lisanları bilsem de anlatamazdım ya.

Sadece Bayram abi geldi sırtımı sıvazladı bir gece “Hayatımda senin kadar delikanlı çocuk görmedim, onlar da görmemiş Mustafa’m göremezler. Bilseler alnından öperdi hepsi. Sıkma artık canını.” dedi. O da Mehmet Emmi’nin kardeşi, biliyor neden vurduğumu.

1 Mart

Saat kaç bilmiyorum, saatim bozuldu.

Bu koğuşa girdim gireli tek yaptığım saymaktı. On iki yıldan bir eksik, iki eksik, üç eksik, dört eksik… Asiye’me bir adım, iki adım, üç adım, dört adım… Saatim yok gidemiyorum şimdi, gülüm beni bekliyordur hâlâ, harap olmuştur. Her şeye ağlar zaten o, bana daha fena ağlıyordur. Nasıl da göreceğim geldi… Hasretinden yandı yüreğim, burnumda tütüyor. Mehmet Emmi hor davranıyordur diye telaştayım. Anamlar gelse haberini alırdım ama gelmiyorlar. Onlar hakikati de bilirler, niye gelmezler anlamam. Yine de para gönderiyorlar ,bu yüzden her görüş gününde bekliyorum. Sürekli kendimi telkin ediyorum.

“Başlarını öne eğmedin, yüzlerini kızartmadın, utandıracak  hiçbir şey yapmadın!”

15 Mart

Şu demir kapının canı olsa ağıt yakardı halime. Her gün mazgalını gözlüyorum bir mektup bir haber gelir diye. Yazamaz ki nasıl yazsın? Benimkileri okuduğunu bilsem de yeterdi. Hiç yoktan bir fotoğrafı olsaydı yanımda. Bilseydim evden çıkmadan cebime koyardım.

18 Mart

Ağlasam diner biraz biliyorum, ağlayamıyorum.

22 Mart

Bugün katil oldum, Berat ölmüş. Zaten biliyordum, bekliyordum. Niye böyle oldum bilmiyorum, gebersin diye vurmadım mı o iti? Zaten cehenneme yollamak için çekmedim mi o tetiği? Bir daha Asiye’me dokunmasın diye koymamış mıydım toprağın altına? Hak etmişti. Bunun suali olmazdı hak etmişti. Bir daha elini süremeyecekti. Müebbete çevrilmişti şimdi cezam ancak değerdi. Asiye’m için özgürlüğüme de onsuzluğa da değerdi.

23 Mart

Şimdiye kadar acı nedir bilmemişim. Asıl acı ellerimdeki kanın şu dört duvar içinde daha da büyümesiymiş. Farkım var mıydı elleri kirli yüreği kirli Berat’tan? Can almak neyimeydi benim? Kimim ki ben? Öcümü aldım da geriye ne kaldı? Şimdi sonsuza kadar ayrı düşmüştük Asiye’mle. Ne için yaşayacaktım?

Kendi doğrularımla yaşarken kaç yanlış vurmuştu beni, hangisi yıkacaktı? Nasıl terk etmiştim ben gülümü? Asiye’m affederdi beni, ya Allah affeder mi bu günahkâr kulunu?

24 Mart

Hâlen bir halt bildikleri yok, hepsi daha da bilenmiş bana. “Deli olmasa görürdü.” diyorlar.

Ziyareti geçtim bir mektup… Benimkiler ulaşamaz gülüme o da yazamaz ama yazmak zorunda. Gözlerim aşındı şu kapının mazgalına bakmaktan. Benim kimim kimsem kalmadı belki o gönderebilir diye bekliyorum ama yok işte yok. Büsbütün delirdim. Şuurum bile bıraktı beni konuşamazsam haber alamazsam öleceğim.

26 Mart

Nergisler açmıştır şimdi. Asiye’m çok sever, ben de onu.

3 Nisan

Dün geldi mektup, bugün yazabildim. Yok olmaz ama konuşamıyorum diye yazacağım. Olacağından değil, olmaz zaten olamaz. Mehmet Emmi… Asiye’mi başkasına everecekmiş güya. Olmaz. Benim gülüm benim yarim kimselere vermem.

Zeki abinin kardeşi yazmış, köyde dedikodu çıkmış. Sarhoş Şükrü kendine istemiş… Kalem varmıyor kağıda, sonra yazacağım.

Mehmet Emmi o sarhoşa günahını bile vermez. Bizim köyü bilirim cürmün kadar ateşi yeller yangın çıkarırlar. Üstüne o yangına körükle gider daha da harlarlar. Safsata hepsi. Yok öyle bir şey yok. Olmaz olamaz olmaz olmayacak yok.

10 Nisan

Asiye’mden mektup geldi. Artık mazgalı gözlemiyordum ama geldi. Üç beş satır bir şey yazmış. İki dakikada okuyacağım satırları saatlerce okudum. Gece hiç uyumadım. Artık baktığımı göremeyince duvarları izledim.

Doğruymuş, evlenecekmiş. “Mustafa artık içerden çıkamaz, seni de bu saatten sonra başka alan olmaz.” demiş Mehmet Emmi. Geriye kalanlarda “bir daha bana yazma” demiş durmuş Asiye. Meğer varıyormuş eline, okuyormuş. “Si ma bğuraşa kporare.” yazmış mektubun sonuna, ‘Seni ölene kadar seveceğim’ hepsi bu kadar… Ağladım, ağladım… Herkes şaşırdı başıma toplandı “Neyin var?” dediler de ah edemedim. “Yarimi koruyamadım eller aldı.” diyemedim.

21 Mayıs

Sanki ölmüş biri var ve onu sadece ben hatırlıyorum. Hiç haber alamadım bir daha koğuştakiler bile konuşmuyor. Arada gidiyor mektubu okuyorum. Ezberimde artık ama gerçekliğini bileyim diye açıp okuyorum tekrar. Yalan gibi geliyor her şey, yaşanmamış gibi. Keşke dedikleri gibi gerçekten deli olsaydım belki bu kadar acı çekmezdim. Başkasını öldürmek mi yoksa kendini öldürmek mi daha günah diye düşünüyorum, bilmiyorum. Günahlardan günah beğenir oldum. Ama biliyorum ben çıksam da evlenemezdik, kaçırırdım belki. Şimdiyse ya burada öleceğim, ya burada öleceğim. Bunları kimse okumayacak, bilmeyecek. Katil diyip geçecekler aşkını düşünmemiş diyecekler. Ben koşup kaçsak bile anılar ve zaman bizi birbirimize getirir sanıyordum. Zanlar işte neylersin? Kaybedecek, korkacak hiçbir şeyim kalmadı.

 

Günahlarımın ardından seviyorum seni Asiye.

 

Bir yorum yazın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Melisa BALTA avatarı
Sıradaki ne olsun? Rastgele bir yazı getir.
🖼️ GÜNLÜK SANAT BULMACASI
Hamle: 0 00:00
Sanat eseri hazırlanıyor...
🎨
Tablo Tamamlandı!
Parçaya basılı tut, boş kareye sürükle ve bırak.
MOD
MOD