“Şiir duygunun dilidir.”
B.Croce
Giriş:
Anadolu kelimesi, Türk insanında ayrı bir anlam ifade etmektedir. Etnik kökeni ne olursa olsun toplum olarak birlik ve beraberliğin sağlandığı noktalarda Anadolu; ana, ev, aile ve çeşitli alanlarda tarihî unsurların beşiği konumundadır. Anadolu’nun kelime anlamına inmeden hissi boyutta bir yaklaşım ile Anadolu’nun “ana dolu” bir coğrafya olduğu kanaatine varılabilir. Ana, evin çoğalmasını sağlayan ve bünyesinde en güzel duyguları barındıran unsurdur. Anadolu için de bu güzellikler açısından bakıldığında, her ne kadar bir ana gibi acılarla yoğrulan geçmişi olsa dahi en etkileyici duyguların membaı olduğu görülür. Bütün bu duyguların başında hiç kuşkusuz aşk gelmektedir. Anadolu, insanı sıcak kanlı mizaca bürümesi ile aşk konusunda çok söz söyletmiş, şair veya düşünür yetiştirmiştir. Yunus Emre bu şahsiyetlerin başında gelir. Yunus’tan hareketle aşkı daha çok irdelemeye, anlamaya ve anlatmaya olan bakış açısı farklı boyutlar kazanmıştır.
Zaman ilerledikçe geçmiş ve gelecek bir arada bulunmuş, harmanlanarak yeni birtakım oluşumlar meydana getirilmeye çalışılmıştır. Modern çağa ayak uydurmak isteyen fakat köklerini unutmaya, onlardan vazgeçmeye hiçbir gücün yetmeyeceğini anlayan sanatkârlar ortaya çıkmıştır. Ne körü körüne yeni oluşumun ne de pervasızca geçmişin kölesi olmayı reddetmişlerdir. Bunların sonucunda hem modern hem de geleneksel izler taşıyarak vücut bulan “Anadolu Rock” ortaya çıkmıştır. Rock’ın oluşumun amacı açısından iki yan yana gelemeyecek gibi görülen unsur, ayrılmaz ikili konumuna gelmiştir. Bunun sebebi ise Rock ve Anadolu arasında bir bağ olmasıdır.
Rock’ın çıkış noktası olan Amerika’daki amacı dünya genelinde destekçi bulduğundan dolayı evrensel bir müzik türü haline gelmiştir. Genel olarak bakıldığında rock, yaşanılan zulme veya dogmatik düşünceye, baskıya, köleliğe karşı çıkan söylemde konumlanır. Bunun temellerini ise Afrika’dan Amerika’ya getirilen ve zorla kölelik yaptırılan siyahî insanlar atar. Esasında Blues ve Caz türlerinden şekillenen Rock’ın da bünyesinde bahsini ettiğimiz insanların kölelik sırasında, türkü niteliği taşıyor denilebilecek türlerde söylemleri olmasıdır. Her tür kendinden sonrakini etkilediğinden dolayı birbiri içine geçmiş söylemler görmek mümkündür. Asıl çıkış noktası ise Afrika’dan Amerika’ya zorla getirilen bu kölelerin işbaşında söyledikleri geleneksel türkülerdir. Bu müzik, bir bakıma kölelerin ağır çalışma şartlarına karşı olan isyanlarını belirten ve onu hafifleten bir dışavurumdur (Özük,2009:25).
Anadolu ve rock kavramları arasında görüldüğü üzere bir acı kardeşliği vardır denilebilir. Yapacağımız irdeleme özelinde amacımız; Anadolu’ya veya Rock kültürüne yeni bir tanımlama yapmak, onları açıklamak değil, Barış Manço’nun bestelenmiş olan güftelerini içerik bakımından irdelemek olacaktır. Çünkü Mehmet Kaplan’ın “Görülen şey bakış noktasına göre değişir.”(Kaplan,2016:15) sözü hareket noktamızdır. Görmeyi netleştirmek için bakış noktamız şarkının oluşumuna, içerik bakımından güfte yazarının tutumuna konumlandırılacaktır.
Serî şeklinde yayımlanması planlanan çalışmalarda “Anadolu Rock’ın Şairi Barış Manço” başlığı korunarak, hangi bestenin güftesi irdelenecekse onun ismi eklenerek serî devam ettirilecektir. Unutulmamalıdır ki yayımlanan her eser tahlile müsaittir. Yapılacak tahlildeyse güftenin önemini açıklarken özel görüşlerimiz yanı sıra konu hakkında genel kabul görmüş fikirlere sahip kişilerin görüşlerine de yer verilecektir.
1.İçerik/Muhteva Tahlili “Kol Düğmeleri”:
Kol Düğmeleri, Barış Manço’nun güftelerini 1963’te yazdığı ve bestelediği, 1983 yılında 20. Yıla özel yayımlanan Estağfurullah… Ne Haddimize! albümünde yer alan şarkıdır. Önce Les Mistigris ile “Bizim Gibi” adıyla, daha sonra Kaygısızlar ile kaydedilen “Kol Düğmeleri” bu albümde yeni düzenlemesiyle yer alır. “Kol Düğmeleri” ve “Halil İbrahim Sofrası” Mançoloji’de de yer almaktadır.¹Her şarkı, yaşanmışlık barındırır. Hiçbir güfte yoktur ki yaşanılmayanı, hayalde kalanı yahut hiç yaşanılmamış olanı anlatsın. Kol Düğmeleri, derin bir yaşanmışlık taşımaktadır. Burada güftenin hikayesini bilmek, irdelenecek olan sözlerin ilmek ilmek nasıl dokunduğunu daha anlaşılır kılacaktır. Şarkının bilinen hikayesi şu şekildedir: Hikayenin başlangıcı 1962’ye dayanıyor. Barış Manço, Semra adında Kızıltopraklı bir kıza aşık olur ve nişanlanırlar. Fakat yaklaşık bir yıl sonra Manço’nun eğitimi için Belçika’ya gitmesi gerekir. Barış Manço Belçika’ya gitmek zorunda kalınca da Semra ile nişanı bozulur. Semra, Manço’yu uğurlarken ona veda hediyesi olarak kol düğmeleri hediye eder.²
¹https://tr.wikipedia.org/wiki/Esta%C4%9Ffurullah…_Ne_Haddimize! Erişim tarihi: 24.11.2024 08:10
² https://wannart.com/icerik/27135-sarkinin-hikayesi-baris-manco-kol-dugmeleri#google_vignette Erişim tarihi: 24.11.2024 08:19
İçerik konusu birçok alt başlıkta toplanabilir. İçeriğin esasında hele ki şiirden doğan güfte gibi hedef kitlesini derin duygulara sürükleyen türlerde duygu konusu mühimdir. Nurullah Çetin şiirin amaçlarından birini şöyle açıklamıştır: “Okuyucuyu duygulandırma şiirin amaçlarından biridir.” (Çetin,2019:58). Belirli duygu kolları üzerinde birleşen içeriğin duygu hususunda en önemlilerinden bir tanesi aşk başlığıdır. Aşkın; yüzeysel, şehvete dayalı, romantik ve yüceltilmiş türleri mevcuttur. Şiirde bunların hepsi bulunabilir. En çok tercih edilen ve bizim de Barış Manço özelinde ele alacağımız duygu, aşkın romantik olan kısmıdır.
Duygular, insandan doğan samimi, içten ve kalpten ifadelerdir. Bunlar genellikle istemsizce meydana gelir ve insan, doğası gereği engelleyemediği duygularını ne kadar gizlerse gizlesin eninde sonunda açık edecektir. Şiir de insan doğasının en kalbî duygularına biçim verilmiş, düzenli ve anlamlı sözler silsilesi olduğundan temelinde aşkı barındırdığı için liriktir denilebilir. Fikir şiire sokulamaz gibi keskin cümlelerle şiire yaklaşmak, ona zarar vermekten başka bir tutum değildir. Fikrin şiire, duygu bakımından en yakışan unsurlardan biri olduğunu da birçok şair kanıtlamıştır. Zaten şiirdeki duygunun varlığı da onun bir fikirden meydana geldiğini gösterir. Tabi ki bu fikir toplumsal değildir. Fakat şiir yahut aşk da toplumsal bir olgu değil midir? İşte şair doğal dünyanın verdiği hissi en derinliklerinde hissederek kelimelere hükmeden kişidir. Bu hususta Kaya Bilgegil’in şu sözleri akla gelmelidir: “İlahî güzelliklerin derûnunda (iç dünya) uyandırdığı hayranlığı temâşâ edebilen insan tam insandır. O hayranlığa kelimelerle lâyık olduğu bedeni verebilen insan da şâir olanı.” (akt. Çetişli,2015:43). Barış Manço, lâyık olan bedeni bulabilme konusunda kelimelere âdeta hükmetmiştir.
Aşk şiirlerinin oluşumunda güçlü bir lirizm yatar. Aslında şiirin temel niteliklerinden biri lirizm’dir (Çetişli,2015:44). Şair, sözcüklere hissettiği en derin hisleri naklederken derin bir şiirsel devinimden sonra sonuca ulaşır. Şair mizacına sahip olmayanların anlayamayacağı bu sürecin sonunda fevkalâde derecede zevk unsuru meydana geldiğinden okuyucu kalbinde özdeşlik kurarak zevke nâil olur. Aşkın da türleri mevcuttur. Yüzeysel ve Yüceltilmiş aşk terimleri adlarını üstlerinde taşımaktadır. Yüzeysel olanın herhangi bir derinliği yoktur. Yüceltilmiş aşkın sonu ise ilâhî aşktır. Şehvete dayalı aşk ise materyalde kalan metinlere yani beden temelli aşkların, arzuların şiirinde yer alır. Bizim esas ele alacağımız husus romantik aşk konusudur. Romantik aşk, hafif, nazik, nahif ve yumuşak duygulardan temellenen zaman zaman santimantalist özellikler de gösteren aşktır. Sevgiliye aşırı derecede duygusal bağlanımı ifade eden sevgilinin güzelliğine duyulan sevgiyi abartılı biçimde terennüm eden, sevgiliden ayrılığa dayanamayışın sonucu olan karasevdayı, hüznü dillendiren aşk şiiri (Çetin.2019:68).
1.1.Kol Düğmeleri:
Hatırlarım bugün gibi
Sessiz geçen son geceyi
Başın öne eğik bir suçlu gibi
Bana verdiğin hediyeyi
İki küçük kol düğmesi
Bütün bir aşk hikayesi
İki düğme, iki ayrı kolda
Bizim gibi ayrı yolda
Akşam olunca sustururum herkesi, her, her şeyi
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana
Bitsin bu işkence, kalsınlar bir arada
Heyhat, sabah gün ışıldar
Yalnız gece buluşanlar
Yaşlı gözlerle ayrılırlar
Düğmeler gibi, bizim gibi
Bizim gibi, ayrılırlar
Bizim gibi, ayrılırlar
Bizim gibi
Barış Manço/1963
Bütün bu sözünü ettiğimiz hususlardan yola çıkarak söz konusu güfteye yaklaşacak olursak şayet, Manço’nun güçlü bir lirizm ile hemhâl olduğunu görürüz. Şiirde aşk; ayrılık, yalnızlık, ümit etme, sevgiliyi hayal etme en sonunda da kabulleniş temaları etrafından şekillenir. Manço, yukarıda da bahsettiğimiz yaşanmış olanı sözlere hükmederek en güçlü şekliyle bir araya getirmiştir. Esas tema ayrılık olarak görülür. Yanında büyük bir yaşanmamışlığın, yaşanamamışlığın verdiği üzüntü ile kurulan hayaller görülür. Şarkıya adını veren kol düğmeleri, aslında aşkın taraflarıdır. Erkek ve kadın bir kol düğmesi gibi her ne kadar yakın ve benzer olsalar da ayrı kollarda kullanılan kol düğmeleri misâli, ayrı yollara devam etme mecburiyetinde kalmıştır.
İlk bentte bahsedilen konu hediyenin verildiği andaki hissedilen hüzün duygusudur. Hüzün, yüzyıllardır en derin duyguların başında gelir. Hüzün, yıllar boyu süregelen, insanların en çok yazmaya meyilli olduğu duygudur (Koç,2022:122). Ele aldığımız güftede de Manço bu duyguyu ilk bentte adeta gözle görülür hâle getirmiştir. Hedef kitlenin gözünde bir sahne canlanmasını Hatırlarım bugün gibi/Sessiz geçen son geceyi/Başın öne eğik bir suçlu gibi/Bana verdiğin hediyeyi dizeleri ile sağlar. Bu duyguları hissetmeyen aşık yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla özdeşlik kurdurmayı henüz başlangıçtan itibaren başarmıştır. İlerleyen dizelerde verilen hediyeyi gösteren şair, kol düğmelerinin ne kadar aynı şekilde birbirine ahenkle yapılmış surette olurlarsa olsunlar ayrı kollara takılınca ayrıldıklarını belirtir. İki düğme, iki ayrı kolda/Bizim gibi ayrı yolda dizelerindeki aşk çok derinlerde birbirine her ne kadar bağlı ve aşık olurlarsa olsunlar ayrılmak zorunda kalan kadın ve adamı işler. Bütün bir aşk hikayesinin aslında saflık içinde sadece iki kol düğmesinden ibaret olduğunu göstermiştir.
Üçüncü bentte sevgiliye duyulan özlemi, onun kurulan hayalini görürüz. Şair onsuz geçen ayrı zamanları bir işkence olarak görür. Her aşığın mâşuğu düşündüğü saatler farklı olsa da genellikle geceleri özlem duygusu doruklara ulaşır. Akşam olunca sustururum herkesi, her, her şeyi/Gelir kol düğmelerimin birleşme saati derken de sevgiliyi düşünüşünü ifade eder. Devamında da onunla bir arada kalmak istediğini, adeta koynuna sokulmak dileğini dile getirir ve işkencenin son bulmasını arzu eder.
Dördüncü bende gelindiğinde ise aşık, mâşuk ile bir gece boyu beraber kalmış, rüyalarda buluşmuş, beraber koyun koyunayken sabahın gün ışığı ile ayrılmaya mahkûm kalmıştır. Heyhat diye feryad etmesi de bundandır. Ayrılmak zorunda olduklarını şu dizelerle kaleme dökmüştür Yalnız gece buluşanlar/Yaşlı gözlerle ayrılırlar. Sevgilisiyle yalnızca rüyalarda, gece buluştuğunu söyler ve ondan ayrı olmanın acısını çeker. Sabaha isyan da göze çarpar. İsyanın temelini ise sevgiliyi kendisinden alması dolayısıyladır. Hepsini yine düğmeler sembolü ile yapar ve onların da gece çıkarılıp sabah takılmasını örnek gösterir. Yani gece çıkıp kutuya koyulan düğmeler kavuşmuş, sabah ayrı kollara takıldıklarındaysa ayrılmış olurlar. Bu da aşık ve mâşuğu temsil eder.
Sonuç:
Anadolu ve rock arasındaki bağın temelinde yatan şey yaşanmış acılardır denilebilir. Tabii ki bu acılar farklılık gösterse de temelleri evrenseldir. Acı, dünya genelinde aynıdır sadece ifade biçimi farklılık gösterir. Anadolu Rock ise milletimizin özündeki kültürü koruyarak oluşur. Teknolojinin elverişli olması ve müziği değiştirme serüvenine eklenen kültürel unsurlar oluşumunu tamamlamasına yardımcı olur. Barış Manço, bu kültürün yaşamasında ve esasının anlaşılmasında büyük bir rol oynamış üstat konumuna erişmiştir. İçerik/muhtevâ irdelemesini duygusal bakımdan aşk ile bağdaştırıp yapmaya çalıştığımız Kol Düğmeleri şarkısının güftesi ise bizlere şu soruyu sormadan edilemeyeceğini öğretmiştir: “Güfteli beste mi? Besteli güfte mi?” Tarafımızca yapılan tahlilde güfte olmadan bestenin bir anlam ifade etmeyeceğini, ikisinin de birbirini tamamlayan ayrılmaz parçalar olduğu kanaatine varılmıştır.
Kol Düğmeleri güftesi, aşkın farklı boyutlarının kelimelerle ifade edildiği bir eserdir. Eserin okuyucusu da aynı derecede bunu hissedebilir. Dinlerken melodik unsurların verdiği şuhluk ise buna ek bir zevk konumundadır. Tahlilimizi noktalandırırken şu kelimelere yer vermek amacımızı daha iyi açıklayacaktır: “Bize göre tenkit, bayram geceleri, abideleri aydınlatan projektörlerden farksızdır. Fonksiyonu, sanat eserinin yerine geçmek değil, onu muhtelif cephelerden aydınlatmaktır.”(Kaplan,2016:15). Tenkit ve tahlilde unutulmaması gereken hususlar, sanat eserinin her şahsa göre farklı tefsire meydan verebileceği ve tenkidin sadece sert, kötü olarak anlaşılamayacağıdır. Kol Düğmeleri eserini, farklı noktalardan aydınlatma gayemiz, onun sembollerinin temelinde yatan aşk teması ve güftenin önemini gözler önüne sermek isteğimizden doğmuştur. Nitekim eserin anlaşılması hem Manço’nun şair niteliğini hem Kol Düğmeleri eserinin duygusal değerini hem de bestelenen güftenin değerini aşikâr kılmıştır.
KAYNAKÇA
- ÇETİN, N. (2019) “Şiir Çözümleme Yöntemi”, Ankara, Akçağ Yayınları.
- ÇETİŞLİ, İ. (2015) “Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir”, Ankara, Akçağ Yayınları.
- KAPLAN, M. (2016) “Şiir Tahlilleri 2”, İstanbul, Dergâh Yayınları.
- KOÇ, İ. (2022) “Bulgaristan Türk Şairi Recep Küpçü’nün Şiirlerinde Duygunun Poetizmi” Bakü, Hazar Üniversitesi Neşriyatı, Qloballaşma dövründə Türk dünyası: Çağırışlar, perspektivlər Beynəlxalq tələbə elmi konfransının materialları 26-27 May.
- ÖZÜK, H. (2009) “Popüler Kültür ve Türk Basını’nda Rock Müzik”, İstanbul, Marmara Üni., S.B.E., Gazetecilik A.B.D., Genel Gazetecilik B.D., YLT.
- URL-1: https://tr.wikipedia.org/wiki/Esta%C4%9Ffurullah…_Ne_Haddimize!
URL-2: https://wannart.com/icerik/27135-sarkinin-hikayesi-baris-manco-kol-dugmeleri#google_vignette


İlhami KOÇ
Bir gün Pauline Piaf bana “Şairlik de zor. Mesaisi hiç bitmeyen bir iş gibi!” demişti. Ona bu denli hak vermeyi istemeyen, anlamak ve hatırlamak beyninin laneti olan, eksik anlarsa da mutsuz kalan ve az sözle çok şey anlatmaya bayılan biri. Teknik olarak Türk Dili ve Edebiyatı mezunu, özel ilgilisi Modern Türk edebiyatı, tahlil ve tenkit sever. Sözümüze atalarımız nokta koysun: “Deveci ile konuşan kapısını büyük açarmış.” Ben deveciliğe tâlibim. Peki ya siz hazır mısınız kapıları açmaya? Şiire, şarkıya, edebiyata ve sanata…
İletişim: ilhamikoc414@gmail.com

Bir yorum yazın.