,

Acı Çekecek Kadar Hayalci Olmak

Sözlükte hayalci kelimesinin anlamı şöyle geçer: Gerçeklerden çok hayallere dayanan, hayal kurmaya eğilimli olan kimse. Gerçekleşmesi zor ya da mümkün olmayan düşünceler peşinde olan kişi. Kısaca gerçeklikten uzak, hayal kurmayı seven kişi anlamına gelir. Tabî ki bu kadar net ve ciddi bir şekilde tanımlamayacağız çünkü anlamının altında yatanların bundan çok daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Bence hayalci tâbiri kesinlikle bu kadar basite indirgenmemeli. Hayalci kimse, yeri geldiğinde hayalleri uğruna canını bile ortaya koyabilecekken, toplumun onu ‘aklı beş karış havada ve gerçeklerden uzak’ görmesi anlamsız. Bugün, hayalcileri genelgeçer yargıların dışında değerlendireceğiz.Giriş için fazla absürt olabilir lâkin sanırım bu benim ilk sohbet denemem. Bu yüzden sizlerden şimdiden hatalarım için özür diliyor ve konuşmamıza davet ediyorum. Emin olun okumanız bittiğinde çok farklı bir perspektife sahip olacaksınız.

Tekrar soralım o zaman, hayalci kimdir? Gerçekten boşa ümit besleyen kişi midir? Durumuna göre, bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır olabilir. İşte bu noktada hayalciler ikiye ayrılıyor: Çabalayanlar ve çabalamayanlar. Gerçek hayalcilerin imajını asıl düşüren de bu çabalamayan kesim. Onların hiçbir uğraş göstermeden ayaklarına fırsat gelmesini beklemesi boşa ümit beslemektir. Hayatta çaba olmadan ulaşılabilecek bir başarı olduğunu düşünmüyorum. Torpil faktörüyle başarılı olanlar elbette var lâkin bence onların başarısı kadar değersiz, yavan başka bir şey yoktur hayatta. Şahsen hayatım boyunca torpilden ve torpilli insanlardan nefret edeceğime ve onlardan biri olmamak için mücadele edeceğime şerefim üzerine yemin edebilirim. Bir arkadaşım “istemesen bile sen de bir gün torpil altına sığınmak zorunda kalabilirsin” demişti geçenlerde. Bu lakırdının torpili normalleştirmekten başka bir anlamı yoktur fikrimce. Tam tersi insanlar bu duruma başkaldırmalı ve mücadele etmelidir. Realist bir bakış açısı olmadığını biliyorum ama insanî olarak ahlâkım ve iç saygım başka bir yol olmadığına kanaat getiriyor. İşte, hayalciler de onlardan nefret eder. Sanırım buraya kadar geldiğinizde az çok benim de hayalci olduğumu anlamışsınızdır. Zaten hayalcileri en iyi onlardan biri olan kimse anlatabilir. Dışarıdaki her göz onları küçümsemekten başka bir şey yapmaz.

Hayalciler genel olarak halktan kişilerdir. Hayallerini gerçekleştirecek imkanları olmadığı için hayalci durumundadırlar. Yüksek zümreden kişiler kolayca amacına ulaşabildiği için bu kategoride yer almaz. Kaba tabirle belirtirsem garibanın elinde hayallerinden başka bir şey yoktur. Her alanda hayalci olabilir insan: sanat, spor, akademik… Hayalciliğin en acı veren versiyonunu yaşayanlar ise gizli sanatçılardır. Onlara gizli sanatçı diyoruz çünkü sanatlarının küçümsenmemesi için bırakın çevrelerini en yakınlarına bile iç dünyalarını açamazlar. Hatta sürekli kendilerini sorgulayarak sanatçı olduklarını bile kabul etmezler. Kafalarındaki sanat kavramı o kadar yukarıdadır ki her halükârda yetersiz kalırlar. Bir noktaya kadar insanın kendini geliştirmesinde bu durum etkili olsa da ilerisinde var olan yetenekleri dahi baltalanır. Bu arada söylemeyi unuttuk, aynı zamanda hayalciler yeteneklilerdir. Ellerindeki yeteneğe güvenerek o büyük rüyalara dalarlar. Bir hayalciye yetenekli olduğunu söylemek onun için en güzel iltifattır. Çevrenizde hayalci olduğunu düşündüğünüz biri varsa, bu ona yetenekli olduğunu söylemeniz için bir işarettir. Yetenekleri vardır olmasına ama onları kullanamadıkları ya da bastırmak zorunda oldukları anlarda içlerinde büyük parçalar kopar. Bu durumu en çarpıcı fark edişim Mai ve Siyah kitabındaki şu kısmı okuduğum andı: “Hüseyin Nazmi okuyor, Ahmet Cemil yazıyor, birinde fikir alışkanlıkları servet kazanıyor, diğerinde kabiliyetler yıpranıyordu.” Romanın başkahramanı olan Ahmet Cemil hayalcilerin en büyük atası iken ona atıfta bulunmazsak olmazdı. Sizde bir şey çağrıştırmadıysa hemen açıklamasını yapayım: Bu bölümde yazma yeteneği olan Ahmet Cemil ile yazmaya ilgisi olan Hüseyin Nazmi ikilisinin farkı anlatılıyor. İkisi de arkadaş olmalarına rağmen çok farklı hayat şartlarına sahipler. Hüseyin Nazmi eğitim alarak kendine yetenek katabilirken Ahmet Cemil fakirlikten dolayı yapmak zorunda olduğu niteliksiz çeviri işiyle kalemini kirletiyor. Yani zaten var olan yeteneğini zedeliyor. İşte bu noktada karakterimiz yeteneğini kullanamadığı için acı çekiyor. Hayalciliğin acı veren kısımlarına yaklaşıyor. Bu kitabı okumadan önce, başka birinden dinlediğimde bana öyle bir anlatmıştı ki Ahmet Cemil karakteri, gözümde işe yaramaz, ayağına fırsatlar bekleyen ve boş ümit besleyen bir hayalci gibi gelmişti. Kitabı okuduktan sonra ise bu düşüncelerimden bütünüyle ayrılan bir hâle büründüm. Ahmet Cemil bundan daha fazlasıydı, o bendi. Aslında o hepimizdi. Hepimizin içinde bir Ahmet Cemil var. Onu kavrayınca kendinizi bulmuş gibi hissedeceksiniz. Bir hayalcinin bakış açısıyla bu eşsizdir. Toplumun ön yargılı tavrından hareketle, onların boş bir karakter olarak addedilemesinin aksine, hayalcilerin toplumun varsaydığı versiyonundan çok farklı olduğunu ispatlamış oluruz. Öyle olsaydı kitabı okuyan herkes benim önyargılı fikirlerim gibi düşünürdü.

Peki, hayalcileri en çok kıran şey nedir? Bunun cevabı tabii ki hafife alınmak! Genel olarak toplum onları ciddiye almaz, hayallerini içlerinde tutmalarının sebebi de budur. Mesela ortalama bir insan hayalciler için şu cümleleri kurabilir: “Herkes normal bir yaşam yerine yükseklere ulaşmayı ister. Ünlü olmak ve şöhret her insanın rüyasıdır. Boş hayalleriniz sizi özel kılmaz.” Şahsen bu düşünceye şiddetle karşıyım. İnsanlar arka yüzünü görmeden böyle konuşabiliyor ama hayalci için hayalleri salt bir istekten çok yaşam amacıdır. Hangi insan öylesine bir isteği varoluş amacı haline getirir ki? Hangi insan yolun sonuna ulaşmak için canını bile feda etmeye hazır değildir? Her insan bunu yapamadığına göre bu sadece hayalcilere özgü hâle geliyor. Hayalleri onların varoluş amacı olduğu için ömürleri boyunca arayışları da bu yöndedir. Gerçekleşmezse kişi ne için yaşıyordur ki? Nefes alıyorsa bunun sebebi hayalleridir ve karşılığını vermek için gerçekleştirmesi gerekir. Sonucunda hayalleri, sonsuz bir yaşam mücadelesine dönüşür. Sürekli bir arayış, mükemmel olma çabası vardır. Mükemmele ulaşana kadar kendi benliğini kaybetse bile buna razıdır. Sonuç onu yansıtmayabilir, önemli olan mükemmeli tatmaktır. Bu arada hayaller de genel olarak tam istenildiği seviyede ulaşılmazdır. Belki işin sonunda başarıya ulaşılmıştır ama istenilene her zaman bir santim dahi olsa mesafe vardır. Akıldaki yüzde yüz ise elde edilen doksan dokuzdur. İşte bu yüzden insan ne kadar başarılı olsa da tamamen istediği mutluluğa ulaşamaz.

Acı çekecek kadar hayalci olmak bu arayışta tamamen belirginleşir. Sonuç başarılı olsa da olmasa da süreçte, hayalci sürekli bir şekilde kendini güdüler. Sonunda hiç girmek istemediği o toplumun kalıplarına hapsolacağından korkar. Başaramayacağını söyleyen dış dünyaya tersini haykıran kişi, asıl acıması gereken kendisine acımaz. İçeride hep aynı onur kırıcı sözleri kendine söyler. Kişi artık hayalleri uğruna kendi iç dünyasında acı çekmeye başlar. İşin kötü yanı kendi de acıdan zevk alıyordur. Bu acının onu beslediğine inanıyordur. Acıdan kaçmak istemez. Bununla ilgili olarak Fuzûlî’nin bir şiirinde geçen şu mısralar geliyor gözümün önüne: “Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb / Kılma dermân kim helâküm zehri dermânundadır.” Burada Fuzûlî aşığın çektiği acıdan hoşnut olduğunu ve çare istemediğini, çarenin ona dert olduğunu belirtmiş. Hayalciler için de acı çekmek bu anlamdadır işte. Asıl, çektiği bu acıdan kurtulursa bir anlamı kalmamış olur. Hayalciler dramatik olmayı da sever, acı bu yüzden onlara çok yakışır. Lakin bu acıyı dışa vurmak için mükemmel bir araçları vardır: Sanat. Benim şu an yaptığım gibi zehrini akıttıkları yer yeteneklerini sergiledikleri hayalleridir. Yoksa bu yükü ömürleri boyunca taşımaları imkansızdır. Hayatlarının normali haline gelen acının tesiri ancak böyle azalır.

Bir hayalci kendine bu acıyı çektirirken onları düştükleri bataktan kurtarmalı mıyız? Bu soruya benim cevabım hayır. Peki ne yapmalıyız? Onları kendi hayallerinde serbest bırakmalıyız. Acılarını zaten hep sürdürecekleri için çok ellemesek daha iyi olur. Sadece, hayatı onlar için daha katlanabilir hâle getirebiliriz. Mesela değerli ve yetenekli olduklarını hissettirmeliyiz, elimizden geldiği kadar destek olmalıyız, yeteneklerini gösterecekleri özgür alanlar tanımalıyız… En önemlisi onları ilgiyle dinlemeli ve boş ümitler vermemeliyiz. Karşımızdaki hayalci kimseye gösteremediği yeteneğini bize açarken tüm varlığımızla onu kabul etmeliyiz. Yoksa nadir bir şekilde iç dünyasını açan hayalci, destek görmezse iç dünyasına daha da kapanır. Her insanın aynı olduğuna inanarak çevresine karşı daha da yabancılaşır. Bunun olmasını hiç istemeyiz ve son olarak yapılması gereken şey, onlara inanmaktır. Yalnız yalandan değil, gerçek ve içten bir inanç lazım. Bir kişinin dahi inancı onları yıllarca çabalamaya iter. Bu bahsettiğim maddeleri uygularsanız hayalcilerin yaşam hevesini bile canlandırmış olursunuz. Tabii yüksek bir empatiye sahipseniz uygulayabileceğinize inanıyorum.

Gelelim bu güzel sohbetimizin sonuna… Biliyorum, siz de bir hayalcisiniz. Her insan evlâdının içinde küçük büyük fark etmez bir hayalci olduğuna inanırım ben. Lütfen ışığınızı kimsenin söndürmesine izin vermeyin ve çabalayın. Sonuna kadar çabalayın. Hayalleriniz gerçekleşmese bile en azından “ben elimden geleni yaptım” diyebilirsiniz. Hayat kendinizden başkası için çabalayacak kadar uzun değil. Bu yüzden kendinizi gerçekleştirmeye odaklanın. Bu hayatı yaşayan sizsiniz. Sonunda kendinizi hayalinizdeki versiyonunuza ulaştırma isteğinizi çok iyi anlıyorum. Bu yolda kendinizi hırpalamayın desem de beni dinlemeyeceksiniz. Sonucu ne olursa olsun ulaştığınız nokta yine sizden bir parça olacak. Başka yollardan korkmayın ve başka fırsatlardan kaçmayın. Çünkü hayat karşınıza her zaman fırsat çıkarmayacak. İlk defa denediğim bu sohbette sizi keyiflendirmek yerine gerdiysem üzgünüm. Buraya kadar geldiğiniz ve bana şans tanıdığınız için de teşekkür ederim. Hayallerinize hayatın gerçeklerinden uzak olmayacak bir şekilde sıkı sıkı sarılın ve sağlıcakla kalın.

  1. Nisa avatarı
    Nisa

    Hayal kurmanın yalnızca güzel bir şey olmadığını, bazen insanın en büyük acısına da dönüşebileceğini çok güzel anlatmışsınız. Özellikle Ahmet Cemil üzerinden kurduğunuz bağlantı yazının en etkileyici taraflarından biri olmuş. “Acı çekecek kadar hayalci olmak” ifadesi de yazının tamamını tek başına özetliyor gibi. İnsan bazen ulaşmak istediği şeyden çok, ona ulaşmaya çalışırken kendisiyle verdiği mücadeleden yoruluyor. Çok güzel ve düşündürücü bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.

Bir yorum yazın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Emine KOBYAOĞLU avatarı
Sıradaki ne olsun? Rastgele bir yazı getir.
🖼️ GÜNLÜK SANAT BULMACASI
Hamle: 0 00:00
Sanat eseri hazırlanıyor...
🎨
Tablo Tamamlandı!
Parçaya basılı tut, boş kareye sürükle ve bırak.
MOD
MOD