Bağrımıza saplanan bu ayazı,
Kendi kanımızla avuttuğumuz bir gündü.
Yetim ve öksüz yavruların morarmış avuçlarına,
Bir milletin kaderi kondu.
Taze ve sıcak ekmek misali,
Kırıldı yılların paslandırdığı,
Görünmez prangalar birer birer.
Bir millet ki;
Kendi enkazının altından,
Gökyüzünü bile utandıracak azimle doğruldu.
Artık tahtların süregelen kirli oyunları değil,
Anadolu’nun çatlamış dudaklarından,
Delice fışkıran hürriyet vardı rüzgarda.
Yaralanmış bir kurdun son çırpınışları gibi hırçın,
Bir bebeğin ilk ağlayışı kadar masum…
Bitik ve yıkılmaya mahkum devletin,
“Son kıvranışı” dedikleri yerde;
Gözlerimizi bir çift mavi yangına dikip,
Cumhuriyetle yeniden koyduk dünyayı hizaya.


İsmail DOĞRU
Bir kaldırım ve biraz da bulutlu bir havada tüm alışkanlıklarından ve kaygılarından arınarak yeni yollara kendini adamış biri. Yazda kışı, kışta yazı özleyen insanlar gibi sürekli bir istek arzu peşinde koşmak yerine anın tadını çıkarmak için yeni insanlar,yeni hayatlar tanımaya çalışan ve seyahat etmeyi seven kararsız bir terazi insanı.

Bir yorum yazın.