Çok eski zamanlarda uzak ormanların birinde Boda adında bir ayıcık yaşarmış. Boda günlerini genellikle arkadaşlarıyla oyun oynayarak geçirirmiş. Tilki, kelebek, yılan, sincap, civciv…
Mevsimler birbirini kovalarken ilk kar tanesi yere düşmüş. Karın başlaması Boda için uyku vakti demekmiş. Diğer tüm ayıcıklar gibi kış gelip kar yağmaya başladığında uyurmuş. Çünkü kışın yiyecek bulmak çok zormuş.
Biraz daha zaman geçmiş ve artık her yer bembeyazmış. Boda tam yuvasını uyku için hazırlarken bir şey dikkatini çekmiş. Yuvasının tam önünde boynu bükük bir çiçek varmış. Boda çok şaşırmış çünkü daha önce kar yağarken uyumayan bir çiçek görmemiş. Hemen çiçeğe doğru eğilip konuşmuş:
“Sen de kimsin böyle?”
Çiçek çok küçük olduğu için Boda’yı bir dev gibi görüyormuş. Bu yüzden biraz korksa da cevap vermiş:
“Ben kardelenim, adım Karsu. Uyanma vaktim geldi ve uyandım. Sen kimsin peki?”
Bodanın biraz kafası karışmış:
“Ben ayıcık Boda. Benim de şimdi uyku vaktim geldi. Sen neden diğer çiçekler gibi değilsin?” Diye sormuş. Karsu da:
“Ben güneşten hiç hoşlanmıyorum, bana iyi gelmiyor. Bu yüzden kar yağdığında uyanırım.” demiş.
“Üşümüyor musun peki?” diye bir soru daha sormuş Boda. Karsu’yu çok merak ediyormuş.
“Hayır üşümüyorum çok iyiyim.” Diyerek cevap vermiş Karsu.
Boda kendisine göre çok büyük olsa da artık korkmuyormuş. Hatta iyi arkadaş olabileceklerini düşünmüş.
“Diğer kardelenlere biraz uzağım ama sen bana yakınsın. Arılardan başka arkadaşım da olmamıştı. Oyun oynayalım mı?”
Karsu oyun oynamayı düşününce Boda’nın uyuması gerektiğini unutuvermiş. Boda ise çok şaşkınmış. Bir çiçekle arkadaş olunur muymuş ki? Boda zaten çok arkadaşı olmasına rağmen Karsu’nun teklifini kabul etmiş. İlk kez bir çiçekle arkadaş olacağı için çok heyecanlanmış. Bu yüzden de tıpkı Karsu gibi uyuması gerektiğini unutmuş.
Her gün başka bir oyun oynamaya başlamışlar. Bazen diğer dostları da gelip onlarla oynarmış ama Boda artık en çok Karsu’yla oynamak istiyormuş. Karsu da Bodayla oynamaktan ve konuşmaktan çok mutluymuş. Birbirlerinin en yakın arkadaşı olmuşlar.
Ancak günler sonra Boda yorgunluktan kalkamamış. O kadar uykusu varmış ki gözlerini zor açıyormuş. Karsu bunu fark edince biraz kızmış:
“Uyumasan ne olur? Beni sevmiyor musun yoksa? Oynamaya devam etmeliyiz, uyuma!” Diye bağırmış. Boda’ da uyumak istemiyormuş aslında.
“Hayır seni seviyorum! Uyumak istemiyorum ama elimde değil. Gözlerim beni dinlemiyor kapanıyor baksana. Hem uyumazsam hasta olurum.” Diyerek kendini açıklamış. Karsu yine de bu durumdan hiç memnun değilmiş. Mecburen birbirlerine el sallayıp veda etmişler. Ayıcık Boda derin bir uykuya dalarken Karsu çok üzgünmüş.
Günler sonra yanına kelebek ve tilki gelmiş. Canları sıkıldığı için oyun oynamak istemişler ama Karsu istememiş. Onun bu kadar üzgün olduğunu gören Tilki sebebini merak etmiş:
“Neden bu kadar üzüldün Karsu? Oyun bile oynamıyorsun.” Diye sormuş.
“Boda’yı çok özledim çünkü.” Diye cevap vermiş Karsu. Neredeyse ağlayacakmış. Kelebek de bunun üzerine:
“O zaman kendine başka bir en yakın arkadaş bul. Baksana çok az görüşüyorsunuz. Hep üzülürsünüz!” demiş. Karsu bu fikri biraz düşünmüş. Bu sırada da diğer arkadaşlarıyla oynamış. Yine de Boda’yla eğlendiği kadar eğlenmemiş. Bu yüzden başka bir en yakın arkadaş istemediğine karar vermiş. Sabırla Boda’nın uyanacağı günü beklemiş.

Nihayet karlar erimiş ve hava daha sıcak olmuş. Boda uyanır uyanmaz Karsu’nun yanına gitmiş. Bu sefer de Karsu’nun çok uykusu geldiği için yorgunmuş.
“Seni çok özledim Boda! Beklemek çok zordu bu yüzden benimle küsersen seni anlarım” demiş Karsu.
“Hayır asla olmaz! Sen benim en iyi arkadaşımsın!” diye telaşla cevap vermiş Boda.
Yalnızca birkaç gün daha oynayabilmişler ve Karsu uykuya dalmış. Boda aylarca Karsu’yu beklerken çok sıkılmış. Başka arkadaşlarıyla oynasa da hiç o kadar mutlu olamamış. Karsu’nun beklerken ne kadar zorlandığını şimdi daha iyi anlamış. Bazen keşke uyumasaydı diyerek sinirlenmiş. Bazen onun başında bekleyip onu korumuş. Bazen de birlikte geçirdikleri keyifli günleri düşünmüş. Mevsimler yine birbirini kovaladıktan sonra Karsu uyanmış. Boda zaten hemen yanında onu bekliyormuş.
“Seni çok özledim! Nihayet uyandın!” Demiş Boda sevinçle.
“Çok sıkıldın beklerken değil mi? Başka arkadaş buldun mu?” diye merakla sormuş Karsu. Çünkü uyuduğu için geçen zaman ona beş dakika gibi gelmiş.
“Hayır! Benim en yakın arkadaşım sensin! Çok beklememiz gerekse bile sorun değil. Birlikte mutlu olduğumuz için buna değer. Sabredersek her şeyi başarırız!” demiş Boda. Karsu bu duyduklarıyla çok ama çok mutlu olmuş. Bodayı beklemek onun için de sorun olmazmış. Kısa bir süre de olsa birlikte olmaları her şeyden önemliymiş.
Artık birbirlerini beklerken kendilerine ve diğer arkadaşlarına zaman ayırmışlar. Kavuşacakları günün hayalini kurup mutlu oluyorlarmış. Birbirleri için fedakarlık yapmayı, sabretmeyi öğrenmişler. Boda ve Karsu bir daha hiç küsmemişler. Sonsuza kadar en iyi arkadaş olmuşlar.

Melisa BALTA
Kendi kurmaca dünyasında yaşayan, yirmisine yeni girmişken her şeyi kaçırmış gibi hisseden, Karadenizi içinde taşıyan, hayalperest, detaylarda boğulmayı seven, yaş mumlarını bile saklayan, ruhu beş yaşında, her akşam günlüğüne koşan, bol bol fotoğraf çeken, dizi izleyen, müzik dinleyen biri. Diğer bir anlamı: akşamsefası.

Bir yorum yazın.