, ,

Anadolu Rock’ın Şairi Barış Manço: “Ahmet Bey’in Ceketi”

 

“Şiir söyleyen, onu gerçek söyleyen, kılavuzdur.”

N.F. Kısakürek 

 

          Giriş

          Barış Manço’nun, “Şiirde güfte mi yoksa beste mi daha önemlidir?” sorusunu düşündüğü ve buradan çıkardığı sonuca hizmet eden eserler meydana getirdiği aşikârdır. Şiirde güfte, bestenin yahut beste güftenin önüne geçmediği sürece, ikisi ayrılmaz et ve tırnak olarak kabul edilebilir. Mûsikî, şiirin kopmaz bir parçasıdır. Ahenklerden dizili kelimelerin meydana getirdiği tınısı, kulaktaki şûhluk hissinin kaçınılmaz olduğunu gözler önüne serer. Fakat bir de fikir tarafı mevcuttur. Burada şair, yine duygularını en uç noktada yaşayıp, yine fikri ile harmanlayıp ahengin kollarında önümüze sunar. Buna şiir denir. Şiirin bir özelliği de insana ait olan her şey gibi olabilmesidir. İnsanlaşabilmesidir. Bundadır ki şu sözleri söyleyen Jean Cassou’ya katılırız: “Şiir ne yapabilir demek, insanoğlu ne yapabilir, demeğe gelir” Yine bu sözleri kendine düstûr edinen Cahit Sıtkı Tarancı şu ifadeleri kullanır: “İnsanoğlundan beklediğim her şeyi şiirden bekliyorum” Şiir, en güzel insanlaşabilen edebî türdür. O yüzden hem duygu besleyici hem yol gösterici hem de sarsıcı özelliğe sahiptir. 

          Yol göstermek, Türk kültüründe de ataların sözlerine ve onların mirasına duyulan saygı ile önümüze çıkar. Yol göstericilik, yolbaylık etmek, akıl danışılmak her kişinin harcı olmayan işlerdir. Sanatın yol göstericiliğini de şiir üstlenir. Burada Mark Twain’in şu sözleri aklımıza gelmektedir: “Çok vaktim yoktu, ondan dolayı uzun yazdım.”  Uzun uzadıya açıklanılan her işte muhakkak bir robotiklik ortaya çıkacaktır. Nedir bu robotiklik? İnsan, doğası gereği yorum yapmaya meyillidir. Bunu istemsizce yapar. Her şeyin anlatıldığı yerde insana yorum yapma şansı tanınmaz çünkü her konu yerli yerinde ayan beyan açıklanır. Burada şiir devreye girer ve sanatın yol göstericiliği görevini az sözle çok şey anlatarak, muhatabına da yorumlama ve özümseme şansı vererek üstlenir.

          Özellikle toplumları harekete geçirme konusunda işlevsel bir yerde olan şarkı, güftesinde birçok unsuru barındırabilir. Eski Türk kültüründe olduğu gibi ozan ve baksıların yol göstericiliğinin işlevini anlayan ve kavrayan Barış Manço da bu işlevselliği toplumu ayrışmalara itmeden yolbaylık görevini üstlenir konumdadır. Öyle düşünüyorum ki onu bir ozan veya bakşı gibi görmemizde sakınca yoktur. Ele alacağımız eser Ahmet Bey’in Ceketi şarkısının güfteleri de bu hususta bizlere bulunmaz kaftan niteliğindedir. Bu yazımızda düsturumuza kelimelerle biçim veren Necip F. Kısakürek’in “kılavuz” tanımına uyan eser ve eserin mucidi Barış Manço, şiiri gerçekten söyleyerek ve onu musiki ile yek vücut haline sokarak, esasında topluma kılavuzluk yapmış, ona yol göstermiştir. 

 

          1.İçerik/Muhteva Tahlili “Ahmet Bey’in Ceketi”

           Ahmet Bey’in Ceketi, Barış Manço’nun 1988 yılında plak olarak yayımlanan son albümü olan Ful Aksesuar’88 “Sahibinden İhtiyaçtan” adlı albümünde yer alır. Bu albüm Manço’nun sekizinci albümüdür. Sanatçı şarkılarını dinleyicisiyle paylaşma ihtiyacı taşımaktadır. (Güven Çerlek, 2023:20)

          Eserde içerik bakımından tek bir konu adeta bir hayat hikayesinden oluşan filmi izlermişçesine kelimelere dökülmüştür. Meydana geldiğinde de hedef kitlesine sanki bir film şeridinden kesitmiş hissi uyanmaktadır. Genellikle tahkiyeli edebî eserlerde gördüğümüz esas şahıs unsurunu bu sefer Manço, şiire taşımıştır. Bu durumla birlikte şiirin getirmiş olduğu lirizmi de yanında taşımıştır. Yüceltilmiş aşkın sonucu olan ilâhî aşk, esasında eserin temelini oluşturmuştur. “Kul Ahmet” karşımıza bir dervişmişçesine çıkar. Dervişlik nasıl bir tutumsa eserdeki tüm benliği ile görülür. Bunu “ideal insan” tiplemesi ile karşılayabiliriz. 

          Ele aldığımız Ahmet Bey’in Ceketi eserinde Ahmet Bey’in serüvenini dinleriz. Bu dinleti bizlere bir ders niteliğindedir ve çevresine etkisi de öyledir. İdeal insan arayışı, tüm dinlerde bizlere aynı şekilde görülmektedir. Ahlaklı, dedikodudan uzak, kendi hayatı ile meşgul ve arınmışlık başlıca özellikleridir. Yardımseverlik, faydalılık, Tanrıya inanç ve tevekkül de eklenince kul terimine yaraşırlık meydana gelir. 

          Şiir, söyleyenin mizacına göre şekil alabilen ender türlerdendir. Aktarımı direkt olabilen mesajları barındırabildiği gibi semboller ardında gizlenmiş de olabilir. Eserimizde hem açık hem kapalı mesajlar bulunur. Manço, hedef kitlesine esasen aktarmak istediği şeyi şiirin güzelliği ardından aktarmayı başarmıştır.

 

          1.1.Ahmet Bey’in Ceketi

Tanrı, bütün kullara, rızkını dağıtırken,

Kimi sırtüstü yatar, kimi boşta gezerken,

Kul Ahmet erken kalkar, “haydi ya nasip!” derdi

Kimseler anlamazdı, “ya nasip!” ne demekti?

O mahallede, herkes gömlek giyerdi.

Bizim Kul Ahmet, bir gün bir ceket diktirdi. 

Diktirir ya, mahalleye dert oldu, Kul Ahmet’in ceketi.

Kul Ahmet erken kalkar, “haydi ya nasip!” derdi.

Kimseler anlamazdı, “ya nasip!” ne demekti?

Herkes gömlek giyerken, Ahmet ceket giyerdi.

Konu komşuya dert oldu, Kul Ahmet’in ceketi.

Mahalleli kahvede, muhabbet peşindeyken,

Leylekler laklak edip, peynir gemisi yüklerken,

Kul Ahmet erken yatar, sabaha “ya kısmet!” derdi.

Kimseler anlamazdı, “ya kısmet!” ne demekti. 

Herkes gömlek giye dursun.

Bizim Kul Ahmet ceketini bir de, 

Astarla kaplatıverdi, kaplatır ya!

Mahalleye dert oldu Kul Ahmet’in ceketi.

Kul Ahmet erken yatar, sabaha ya kısmet derdi.

Kimseler anlamazdı, “ya kısmet!” ne demekti.

Herkes gömlek giyerken, Ahmet ceket giyerdi.

Konu komşuya dert oldu, Kul Ahmet’in ceketi.

Bir gün bir yoksul öldü, Üzüldü mahalleli,

Ama bir kefen parası, Bulamadı mahalleli.

Kul Ahmet dedi: “Yalan dünya!” Çıkardı ceketini,

Örttü garibin üstüne. Kaldırdı cenazeyi.

Sonunda herkes anladı. “Ya nasip ya kısmet” i

Bizim Kul Ahmet, birdenbire Ahmet Bey oldu, 

ceketse Ahmet Bey’in ceketi.

İbreti âlem oldu, Ahmet Bey’in ceketi,

Sonunda herkes anladı “Ya nasip ya kısmet” i

İbreti âlem oldu, Ahmet Bey’in ceketi.

Meğerse tüm keramet, Ceketteymiş be Ahmet.

Barış’a sorar isen, Sen bu yolda devam et

Barış Manço/1988

 

          Söz konusu güftede yer alan temaları sıralayacak olursak ilk bentte bir girizgah yapıldığını görürüz. Bir günün başlangıcı yani Tanrının rızık dağıtımı anında, gün ayınca, Kul Ahmet’in tutumunu görürüz. Ya nasip veya kısmet diyerek yola koyulan Kul Ahmet’in bu sözlerini kimsenin anlamıyor oluşu ise ayrı bir ince göndermedir. Burada yalnızlık duygusunun işlendiğini de görebiliriz. Fakat yalnızlık duygusunun getirdiği karamsarlık burada görülmez. Kahramanımız adeta bu yalnızlıkta tabiri caizse bataklıkta bir gül gibidir. Şairimiz yalnızlık, tenhalık duygularını Kul Ahmet ile sunmuştur. Şairimiz henüz ilk bentte tutumu belli etmiştir. Tanrının bütün kullara, sırtüstü yatsalar ve boşta gezseler dahi rızıklarını verdiğini söyler. Fakat ideal insan tiplemesinde bunun yine Tanrıdan geleceğinin farkında olmak ve nasip-kısmet sözleri ile işine bakmak esastır. Hikayemiz burada başlamış olur. 

          İkinci bentte, herkesin aynı olduğu dünyada farklı olmanın ağırlığını bir ceket sembolü ile bizlere sunan Manço, mesajını herkese dert olan ceket tabiriyle iletmiştir. İnsanların tekdüzeleştiği, yozlaştığı dünyada kendine ait özellikler barındırarak insan kalabilmeyi başaran kahramanımızdır. 

          Üçüncü bende geldiğimizde mahallelinin acı durumunu en değerli deyimlerimizi kullanarak aktaran şair, Türkçe’nin zenginliğini kullanmayı unutmamıştır. Herkes boş laf ve ahbaplık peşindeyken Kul Ahmet’in nasibinde ve kısmetinde olduğunu görürüz. Dördüncü bent ise devam niteliği taşır ve ceket sahibi olmasının yanı sıra bir de o ceketi astar ile kaplatması göze çarpar. Aslında Manço burada o ceketin sahibi olmanın pek de kolay bir şey olmadığını işler. Yamalanan yerlerin, astarla kaplanan kısımların her ne kadar eksiklik olsa da kapatılmış ve iyi hale getirilmiş olması Mevlana’nın şu sözlerini hatırlatır: “Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun, kusuru örtmeyi marifet edin kendine. İşte o zaman kusursuz olursun.” 

          İlerleyen bentlerde geçen bentlerin anlamını pekiştirdiğini görürüz. Bir işi yapmak onu konuşmaktan daha zordur. Durum böyle olunca serüvenimizde laklak eden insanşar mahallede ölen kişiye de üzülmekten başka bir şey yapamazlar. İşleri laklak edip boş peynir gemisi yüklemektir. Fakat işlenen ideal insan tipi, olaya kayıtsız kalamayıp yardım etmek için ceketini verir. O astarlı, yamalı ve zar zor oluşturulup diğer tekdüzelikten ayrılmasını sağlayan ceket, artık üzerinden çıkmıştır. Bir cenazeye kefen olması ise yıkılmış, ölmüş bir unsurun parçası olduğunu gösterir. Bu durum içler acısı bir sahne olarak önümüze çıkar. Aslında toplumun ne yozlaşmış hali en sonunda Kul Ahmet’i de kendine benzetmiştir. Bundan dolayı da Kul Ahmet birdenbire Ahmet Bey oluvermiştir. 

          Son dizelerde ise Manço, bahsettiğimiz üzere adeta bir masal anlatıcısı gibi bizlere kendi fikrini belirtir. Birçok eserinde bunu yapan Manço, eserdeki fikrini de böylece tamamlamış olur. Ahmet Bey’in Ceketi, Halil İbrahim Sofrası, Dıral Dedenin Düdüğü adlı şarkılarında masalsı bir üslup ve kurmaca vardır. (Güven Çerlek, 2023:74) 

 

          Sonuç

           İrdelemiş olduğumuz eser üslup ve içerik bakımından birbirine adeta bir düğüm gibi bağlanmıştır. Konumuz olan içerik irdelemesinde edilen tüm sözler sonucunda şu çıkarım yapılabilir; Manço, işi konuşmak olan, icraat aksiyonu lafta kalan insanların olduğunun bilincinde, kulluk felsefesini iyi kavramış, karakterini dünya ve öteki dünya arasında bir köprüye oturtmuş ve olayları kopukluk olmadan sıralamış, kılavuzluğu iyi aşılamış, bunu hem alenen sözler söyleyerek hem sembollerle aktararak hem de hedef kitlesine kusursuz bir ahenk ile iletmeyi başararak yapmıştır. 

          Serîmizin ilk yazısında sormuş olduğumuz “güfteli beste mi besteli güfte mi?” sorusunun cevabını irdelediğimiz bu eserde de güfteden yana kullanıyoruz. Ahmet Bey’in Ceketi güftesi özelinde bir soru daha sorulacak olursa o “ideal insan herkes tarafından kabul görür mü?” olmalıdır. Cevabı Barış Manço bizlere güftede vermiştir. Herkes tarafından kabul görmese de bu durum hangi anlayışta, hangi kılavuzda olursa olsun sonucunda onun kabul edilmesi ile son bulur. Çünkü her kılavuzda esas yönlendirme ideal insandır. Manço, toplumsal uyuşukluğun tek bir kişi ile giderilebileceğini de bizlere aşılamış olur. 

          Nurullah Çetin’in yalnızlık duygusu altında değindiği şu hususları alıntılamakta fayda vardır: “Metafizik sorunlarını ciddiye alan bir ateist kalabalık içinde yaşasa bile kendini yalnız ve ıssız hisseder aynı şekilde Allah’a büyük bir imanla bağlanan bir mümin tek başına hapishane hücresinde bile yaşasa yalnız değildir.” (Çetin, 2019:77) eserimiz üzerinden son değerlendirmemizi bu sözler ile yapacak olursak Kul Ahmet, yalnızlığının içinde kalabalık olabilen biridir. Fakat diğer kimseler kalabalığın uyuşukluğu içerisinde her ne kadar ateist veya başka bir inanç sahibi oldukları belirtilmese de yalnızdırlar. Kul Ahmet onlar için Ahmet Bey olana değin her şeyden habersizdirler. 

          Manço bizlere sembollerle dolu bir hikâye aktarmış, güftesinden oluşturduğu bestesi ile de kulaklarımıza şenlik vermiştir. Amacı topluma yönelik bir tür eleştiri olsa da temelinde bireyi yani tıpkı şiirin kendi gibi insanı barındırmıştır. 

 

KAYNAKÇA

  1. ÇETİN, N. (2019) “Şiir Çözümleme Yöntemi”, Ankara, Akçağ Yayınları.
  2. GÜVEN ÇERLEK, B. (2023) “Barış Manço Şarkılarında Türk Halk Kültürü Unsurları” Sakarya, Sakarya Üni., S.B.E. Türk Dili ve Edebiyatı A.B.D. YLT.

Bir yorum yazın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

İlhami KOÇ avatarı
Sıradaki ne olsun? Rastgele bir yazı getir.
🖼️ GÜNLÜK SANAT BULMACASI
Hamle: 0 00:00
Sanat eseri hazırlanıyor...
🎨
Tablo Tamamlandı!
Parçaya basılı tut, boş kareye sürükle ve bırak.
MOD
MOD