,

Kırmızı Ruj

Kapının sesini duyunca, son sayfasında olduğum kitabın kapağını kapattım. “Ekmek sipariş etmiştim, çırak olmalı.” diye geçirdim içimden ancak kapıyı açtığımda beklemediğim bir manzarayla karşılaştım: Selime gelmişti. Bu kadar şaşırmamın sebebiyse son iki aydır hiç gelmemesiydi. Hemen içeri buyur ettim ama yine gözlerimi alamadım bir türlü. Saçları en son sapsarıydı, şimdi ise koyu bir kırmızı. Yine takıp takıştırmıştı; abartılı makyajıyla da dikkat çekiyordu ki tüm bunlar olmasa da Selime çok güzeldi, alımlıydı ve en önemlisi de istediği gibi dikkat çekiciydi. 

Mutfaktaki masaya geçer geçmez: “Bana yeni kitaplar getirdin mi?” diye sordum, sanki daha geçen hafta görüşmüşüz gibi. O da benim gibi davrandı, bu sorumu duymazdan gelerek daha dün konuşmuşuz gibi yeni sevgilisini anlatmaya başladı:

“Görsen nasıl yakışıklı, zengin, uzun boylu, güçlü kuvvetli. Bana sürekli hediyeler alıyor, şımartıyor her gün, hem de ben istemeden! Hep yeni yerlere gidiyoruz,  sanırım artık görmediğim yer kalmadı, o kadar çok gezdik ki! Sinemaya bile götürdü beni, el ele, dip dibeydik tüm gün. Elleri çok büyük dokunmak çok hoşuma gidiyor.”

Her zamanki neşesiyle sevgilisi hakkında konuşmaya devam ederken düşüncelerime engel olamadım, devamını da pek dinleyemedim. Bir erkeğin elini tutmak… Bir hayalden ötesi olamazdı benim için, neyse ki kimse de bilemezdi hayallerimi. İstemsizce düşlemeye başladığım o elin hayalini, Selime sorusuyla böldü:

“Sinemaya gidelim mi seninle de?”

“Gelemem ki.”

Cevabını bildiği halde sormuştu. Çünkü bir gün artık dayanamayıp başka biri için yaşamayı bırakacağımı düşünüyordu. Başkası için yaşamak, kendim için yaşamaktan daha kolaydı ve ben kolaya kaçıyordum; son kez. 

“İyilik de yaramıyor sana, kuruyup gideceksin bu evde!”

Ani yükselişiyle irkildim, hızla ayağa kalkıp gidişini izlerken oturduğum yerden kalkamadım bile. Bu sinirine hak verdim içimden, herhangi bir kırgınlık hissetmedim ki zaten benim kırılmaya da hakkım yoktu. 

Yalnızca birkaç dakika sonra tekrar kapı çaldı, Selime olmadığını biliyordum. Kapıyı açtığımda gördüğüm tek şey yere bırakılmış bir sepet ve içindeki ekmeklerdi. Çırak normalde beni görmeden gitmezdi. Bu yüzden nedenini merak ettim.

Sepetle birlikte içeri geçip sepeti masaya bıraktım. Ekmeklerin altında yine küçük bir not vardı; her seferinde çırak bana notlar yazardı, hepsini okur ama hiçbirine cevap vermezdim, bu sefer okumadım.  

Pencerenin önüne geçip oturdum ve dışarıda akıp giden hayata baktım, bu evde olmayan hayata. Bir adım ötemde akan hayat evde durgundu. Alışmış olmam atlatmış olduğum anlamına gelmiyordu, tıpkı cesaretsiz oluşumun güçsüz olduğum anlamına gelmediği gibi. İçimdeki ses bir an olsun beni rahat bırakmazken dışarıdaki kadınları izlemeye devam ettim. “Selime kadar güzel değiller.” diye düşündüm yine. Çocukluk arkadaşıydık biz, bu mahallede düşe kalka birlikte büyümüştük. Ay yavaş yavaş tepedeki yerini alırken sokakta saklambaç oynayan iki küçük kıza ilişti gözüm, bizden başkasını göremiyordum. Annelerimiz zorla eve sokana kadar oyunlar oynar uzun uzun konuşurduk, zamanın nasıl geçtiğini anlayamazdım. Yüzümde istemsizce oluşan tebessüm yerini korku dolu bir ifadeye bıraktı, kapı yumruklanıyordu. Aslında alışmıştım, yalnızca dalgınlığıma gelmişti. 

Babam yine zil zurna sarhoş olmuştu ve nasıl başarıyorsa her gün bir öncekinden daha sarhoş geliyordu. Bir gün son olacağını biliyordum ancak sessizliğimi de koruyordum, yıllardır olduğu gibi. 

Yemekte de tek kelime etmiyoruz, yalnızca tabak kaşık sesleri duyuluyor. Babam on dakika içinde tekrardan bir noktaya bakıyor, eğer onu kaldırmazsam biliyorum ki değil dakikalarca, saatlerce öyle kalacak. Bu sabahsa kendi odama çekilmeye karar verdim ve en sevdiğim vakitlere girmiş bulundum. Şimdi kafamı yastığa koyup istediğimi düşleyebilirdim, özgürdüm. Özgürlük bu muydu sahi? Neydi mutluluk? Bilmiyordum, öğrenmemiştim… Yaralar iyileşir miydi gerçekten? Emareler kapanır mıydı? 

Dışarıdaki bağrış çağrışla düşüncelerim dağılmıştı, kavga sesleri rutin olmuştu eski mahallemizde. Babam yine gitmişti, bense hâlâ kahvaltı bile etmemiştim, dayanamayıp kitabıma koşmuştum. Bitmek üzereydi zaten. Sadece bir sayfa kalmıştı. O da hemencecik bitti ve yeni okunacak kitabım da kalmamıştı. Eskiden babam alırdı, okuyacak benim kızım derdi. Annemden ayrılmadan önce iyiydik, çok çalışır içmeye de gitmezdi. 

Kapının önünden annemi izliyorum. Hayal meyal hatırladığım görüntülerle. Selime’ye ne kadar benzediğini fark ediyorum, hatta daha bile güzel olduğunu. Elindeki kırmızı ruju bastırarak sürüyor dudaklarına, ardından birbirine bastırıp aynada kendine gülümsüyor. En ufak bir tereddüt yok yüzünde, o kadar emin ki kendinden o kadar mutlu görünüyor ki ilk kez dikensiz bir gülü tutmuş gibi. Bana dönüp dizlerinin üstüne çöküyor ve yanağıma bir öpücük bırakıyor, hüznün en ufak bir dalgası vurmuyor gözlerine. Tek kelime etmiyor; ayağa kalkıp arkasına bile bakmadan çıkıp gidiyor kapıdan, bir daha dönmemek üzere. Bana da annemden geriye yanağıma bıraktığı kırmızı ruj lekesi kalıyor. 

Derin bir nefes alma ihtiyacı ile ayaklanmıştım ki ayağıma bir şey değdi; ruj, kırmızı bir ruj. Selime düşürmüş olmalı değil mi? Çünkü benim hiç rujum yok. Eğilip aldım ruju elime, düşünmeye başladım. Kaç kere makyaj yapmıştım bu yaşıma kadar? Kaç kere dışarıda güzel bir gün geçirmiştim? Kaç kere mutlu hissetmiştim kendimi? Kaç kere erkek arkadaşım olmuştu? Öğrenmeye fırsat sunmuşlar mıydı hiç? Beğenilmek nasıldı? Birinin elini tutmak nasıl bir histi? 

Aynanın karşısına geçtim ve kendime baktım öylece, ben bile okuyamazken bakışlarımı bir başkası anlar mıydı beni? Aynı annem gibi tereddüt etmeden ruju sürmeye başladım ancak sürdükten sonrasını taklit edemedim. Benim gülüşüm sahteydi, parıltısızdı. Bir adım geri çekilip kendime baktım, şimdi bambaşkaydım ama güzel miydim? Güçlü müydüm bugün? Ne istiyordum ben? Kapıya dönüp baktığımda tek gördüğüm yine tek kelime etmeden bizi terk eden annem, canım annem. Ben de annem gibi ilk kez düşünmeden, korkmadan, kaygılanmadan hatta sorularımı bile geride bırakarak çıktım o evden.

Bir yorum yazın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Melisa BALTA avatarı
Sıradaki ne olsun? Rastgele bir yazı getir.
🖼️ GÜNLÜK SANAT BULMACASI
Hamle: 0 00:00
Sanat eseri hazırlanıyor...
🎨
Tablo Tamamlandı!
Parçaya basılı tut, boş kareye sürükle ve bırak.
MOD
MOD