Bir ülke düşünün; toprağına adım attığınızda beton yığınları değil, çimler karşılıyor sizi. Derin bir nefes çektiğinizde ciğerlerinizi egzoz dumanı değil; papatya, açelya, sümbül kokuları kaplıyor. Kulağınızı kalabalık şehir sesleri doldurmuyor, onun yerine kuşların ritimli cıvıltıları,dalgaların kıyıya vurduklarındaki hışırtılar ve doğanın sesleri.
Düşünün, sağınızdan bir nehir akıyor; ayna gibi berrak, temiz. Şimdiki gibi fabrika atıklarının oluşturduğu kirlilik yok. Çünkü bu ülkede fabrikaya da rastlamıyorsunuz. “Peki fabrika olmazsa olur mu?” dediğinizi duyar gibiyim. Mustafa Kutlu’nun kitaplarında olduğu gibi, her şey organik üretiliyor. Domates bahçeye dikiliyor, tarlalar hasat zamanı biçiliyor, un elde dövülüyor, ekmek tandırda pişiyor ve bahçelerde hayvanlar yetiştiriliyor. Evet, her evin bahçesi var burada; arasında çitler, komşuluk bağlarını yıkan duvarlar yok. Gökdelenler de yok içimizi daraltan, sağlıksız beton evler de. Haliyle dostluk, kardeşlik bağları da bir halat kadar sağlam. Zengin-fakir, laz-çerkez, ak-kara diye ayrım yapıldığını da göremezsiniz. Buradaki insanlar tek yürek olabilmiş birlik ve beraberliğin bilincindedirler. ”İyilik eden iyilik bulur.” atasözü hayatlarına işlemiş bu insanların. Kutlu’nun kitaplarında karakterler temiz kalpli, var olma bilincine sahip, iyi niyetli kimselerdir. Bu yüzden Kutlu’nun ütopik ülkesindeki yaşamda huzur var.
Kanserojen denilen kavramın anlamı bilinmez burada, yapay şeyler içermez hiçbir şey. Burada yetişen çocuklar, ahlaklı, bilgili yetişirken; asosyal, hastalıklı nesiller yetişmemiş. Asosyal olup insanları tembelleştirecek teknolojik gelişmelere kapıları kapanmış. Burada her türden kitabın bulunduğu, doğayla iç içe kütüphaneler var. Burada hâlâ çocuklar akşam ezanına kadar sokaklarda oynuyor. Berrak sular, güzel hayvanlar, sakin şehirler var. Kaygı, dert, tasa, stres yok. Herkes istediği alanda sınav kaygısı olmadan uğraş yapabiliyor. İnsanlar dünyaya bağlanmaya değil, hayatını düzgün yaşamaya adamış kendini. Ne rekabet, ne hırs, ne hastalıklar güzelim insanların genini bozmamış. ”Eşya ile dünya ile var olan irtibatımız alametin ritmi ile olan bağlantımızı zedeliyor.” diyor yazar. ‘Arka Kapak Yazıları’ adlı hikayesinde de ”Nükleer başlıklar büyüdükçe biz bir köşemizde küçülüyoruz.” demekte. Evet; benliğimizi, asıl dünyaya gelme amacımızı kaybediyoruz. Dünya ve insanlık tanınmaz halde.
Kutlu’nun ütopik ülkesi gerçeklerden uzak ve olması gerektiği gibi. Değerli yazarın kitaplarından çıkarıldığı gibi Kutlu’nun ütopik ülkesi bu şekilde. Kitapları okudukça yaşadığımız hayatın aslında değişmesi gerektiğini çıkardım. Kim istemez böyle bir ülkeyi? Peki ya imkansız mı? Veya bu ütopik ülkede yaşamak tam olarak nasıl? Bu sorular ve daha niceleri yazarın kitaplarında, en saklı cümlelerde gizli. Okursanız bir şey kaybetmezsiniz ama inanın ki okumazsanız olmayan bir ülkenin hayalini bile kuramazsınız.

Bir yorum yazın.