Adım attı, kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı. Ne vardı şu gökyüzünde? Kendisi de bilmiyordu. Baktıkça içi genişliyordu. Kocaman olan içini dolduramıyordu sonra, bir daha bakmayacaktı gökyüzüne. Bunu aklının unutacağı bir köşesine yazdı. Evinden çıkalı çok olmamıştı, uyumak istemiş ama son zamanlarda uyuyamadığını unutmuştu. Üstündeki pespaye kıyafetleriyle kendini sokağa atmıştı. Şimdi de öyle umarsız umarsız yürüyordu. Sahi nereye gidecekti? Öylece kendini sokağa bile atamıyordu insan artık. Bir yere gitmesi, bir yerlere yetişmesi gerekiyordu. Sanki arkasından hayat kovalıyordu ve yakalanırsa kaybedecek gibi hissediyordu. Artık sokakta bile hızlıca yürüyordu insanlar. Düşündü kendince: “Neyin yarışı bu? Nereye gidiyor bu insanlar? Bu acele niye?” Yine başlamıştı o düşünceleri, zihnini bir türlü susturamıyordu. “Hahh! hatırladım. Zihnimi boşaltmak için sokağa çıktım ama nereye gideceğimi düşünmedim.” En iyisi her zaman gittiği o sessiz sedasız parka gitmekti. Hemen yönünü o tarafa çevirdi. Adımlarını kocaman atıyordu. Onun acelesi nereyeydi böyle, kendine geldi, hemen yavaşladı. “Yavaşla” dedi, yavaşla. Sonunda parka gelmişti. Etrafına bakındı, bütün banklar bomboştu. İçlerinden birini seçip ona doğru ilerledi. Bir de ne görsün yanına ilerlediği bank kırıktı. “İnsan nasıl kendine benzeyeni bu kadar basit bulabiliyor” diye geçirdi içinden. Yanındaki banka geçti, oturdu. Yan tarafında bir şiir kitabı duruyordu, hayret etti. Bu parka evsizler dışında kimse gelmezdi. Yoksa onlar da şiir mi okuyordu? Heyecanlandı, hemen bir sayfasını açtı, “Keşke açmasaydım.” dedi ardından. Şu şiir onu tekrar eski düşünceli hâline, zihninin en yangın taraflarına sürükleyecekti:

“Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa

Başına karalar bağlamaktansa

Bu yüreği her gün dağlamaktansa

Ölmek istiyorum, ölemiyorum.”

                             Nurullah Genç

Bu şiiri hiç okumamalıydı. Evine gitmeli, ilaçlarını içmeliydi ve sonsuza kadar uyumalıydı. Ölmeyi başarabilmeydi. Bu dizelerdeki kişi ölemiyordu ama o ölecekti. Kararlıydı, hayatın onu yakalamasına izin verecekti. Ve artık gitmek istiyordu. Hızlıca kalktı, banktan nefes almadan koştu. Hemen evine gitmeliydi. Koşarak apartmana geldi, merdivenleri çıktı, kapısını zor bela açtı. Koşarak yatak odasına gitti, hazırlamış olduğu ilaçları kafasına dikti. Ardından büyük bir bardak su içti. Sonra yatağına geçti. İşte bu sefer uyuyabilecekti. İşte zihni artık susuyordu. Hayat onu yakalamıştı. Bıraktı kendine uykunun kollarına…Başını ani bir hareketle yastığından kaldırdı. Az önce ne olmuştu? Öyle saate baktı. Gece üç sularıydı. Yavaşça kalktı, aynaya baktı, rüya mıydı o gördüğü ? “Ne biçim rüya bu” diye homurdandı. Ardından bir “ohh be!” çekti. İlk rahat uykusunu bugün uyumuştu lakin o rüya onu uyandırmıştı. Hatırladı, yüzünü yıkadı, aynaya baktı ve “Ölemiyorum” dedi gülümseyerek…

Bir yorum yazın.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Aysun KARAGÖZ avatarı
Sıradaki ne olsun? Rastgele bir yazı getir.
🖼️ GÜNLÜK SANAT BULMACASI
Hamle: 0 00:00
Sanat eseri hazırlanıyor...
🎨
Tablo Tamamlandı!
Parçaya basılı tut, boş kareye sürükle ve bırak.
MOD
MOD